Erzurum Haber

şişli escort beylikdüzü escort fatih escort acıbadem escort anadolu yakası escort aksaray escort bodrum escort bayan

Yakındere’yi anlattı

Yakındere’yi anlattı
02 Aralık 2013 - 11:24

Röportaj: Sevda GÜNEŞ

 

Tarihimiz elimizden alınmıştır

Mehmet Dağıstanlı özünde edebiyat öğretmeni. Ancak onu farklı kılan sadece yetiştirdiği binlerce genç, yazdığı tiyatro oyunları ya da bugüne kadar çıkardığı romanlar değil. Mehmet Hoca karlı, buzlu ve cefakâr kentin kahrını çekmiş, düşman tarafından hunlarca süngülenerek katledilmiş mücadeleci bir şehit torunu. Geçtiğimiz yıllarda çıkardığı “Yanık dere” adlı belgesel romanının ardından dikkatleri üzerine çeken Mehmet Dağıstanlı, Erzurum’ un gerçek tarihi geçmişini gün yüzüne çıkarmak için tek başına ciddi bir mücadele veriyor, sesiz sedasız. “Erzurum sıradan bir kent değil, her karış toprağında acı, kan ve gözyaşı var” diyen Dağıstanlı, şimdi dedesinin ve binlerce Erzurumlu vatanperverin yakıldığı Yanıkdere Şehitliği’nin tam bir şehitlik yapılabilmesi için düştü yollara. Biraz mola dedik ve bu hafta Mehmet Dağıstanlı’yı konuk ettik.

Sizin Yanıkdere ile yakınlığınız her Erzurumludan daha fazla sanırım.

Yanıkdere, Erzurum’un doğusunda Aziziye Tabyaları’nın batısında, tabya ile şehir arasında, Palandöken Dağları’ndan süzülerek akan suyu şehre getiren ince, sıradan bir dereydi. Benim çocukluğumun geçtiği yerlere yakındı burası. İlkokul yıllarında sevgili öğretmenlerim bizi derenin bulunduğu yere götürüp,”İşte burası Yanıkdere’dir” dediler. Anlattılar neden Yanıkdere olduğunu; ama biz bir şey anlamadık o yıllarda. Fakat içimde, hafızamda hep bir Yanıkdere kalmıştı ne olduğunu tam bilmeden. Hafızamda bir de Mahallebaşı semtinde ‘Fransız Hastanesi’ kalmıştı. O da ilkokulu okuduğum Mahallebaşı’nda hemen okulumuzun karşısındaydı.

Üç katlı, yıkık, yer yer yanık izleri olan ve sadece duvarları ayakta kalan harabe, taş bir bina. Sonra nenemin kardeşinin Ermeni askerlerince sandıkta süngülenişi anlatılırdı çocukluğumda. Çocukluğumda o eve her gidişimde o sandığı görürdüm. Sonra duyduklarım ve okuduklarım var. On bir kişinin idamı, Gürcükapısı’nda Seyidov ve belediye başkanının katledilmesi, Ezirmikliler, evlere, odalara, ahırlara doldurularak katledilen insanlar. Tüm bu gerçekleri adeta hikaye gibi dinledim büyüklerimden.

Bütün bunlar beni tekrar Yanıkdere’ye götürdü. Ermeni askerlerin türlü bahanelerle şehirden topladıkları Erzurumluları bu dereye götürüp kurşunladıklarını, kimilerini sırt sırta bağlayıp kurşunla ya da süngüyle öldürdüklerini, bununla da yetinmeyip üzerlerine gaz dökerek yaktıklarını, dereden günlerce su yerine kanın aktığını tespit ettim onlarca eser ve anılar arasından. Ve bir gün öğrendim ki o katledilenlerden birisi de benim dedemmiş. Yüreğim bir kez daha yandı en derinden. Okuduklarım, edindiğim bilgiler bana gösterdi ki tarihimiz adeta elimizden alınmış. Biz o yıllarda yaşananları bir hikaye gibi dinlemişiz. O gün, bugün tüm çabam bu gerçekleri daha fazla ortaya çıkarmak.  Düşününki Yanıkdere de katledilen vatan evladının sayısı 3 bindir, peki bu bir soykırım değil midir?

Tarihimiz elimizden alınmış. “Yanık Dere” kitabınız buna iyi bir örnek değil mi?

Evet, ama sonuçta bu bir belgesel niteliğinde bir kitap, tıpkı diğer tarih kitapları gibi. Açık söylemek gerekirse iyi bir satışı da olmadı. Çünkü bu nesil tarihini bilmiyor, duydukları kısmen, okuduklarını hikaye gibi algılıyor. Önlerine somut hiçbir şey koyamadığımız için bu gerçeklerin yazıldığı kitaplarda tozlu raflardaki yerini alıyor. Erzurum dediğiniz bu kentin insanları, her 30 yılda bir savaş yaşamış. Öyle sıradan savaşlar değil, öylesi mücadelede bulunmuş ki; buradan çıkan kıvılcım tüm yurdu sarmış. Bugün bu gerçekleri tam anlamı ile bilen bir toplum değiliz. Bence tarih bizim elimizden alınmış.

Siz geçen yıl Erzurum’dan Erzincan’a yürüdünüz, neden?

Benim çıkış noktam yine o savaş yıllarında direnen halkın ne yaşadığını hissetmek, hatta hissettirmekti, ama olmadı. Tek başıma kaldım. Tarihte Erzurum Erzincan Karayolu çok acılı anlara şahit olmuş. 1916 yıllarında Erzurum’da bulunan yaralı sayısı 18 bine ulaşmış. Burada tedavileri belki kısmen de olsa yapılabilirmiş ama düşman günden güne kente yakınlaşınca 18 bin hastanın yürüyerek Erzincan’a gönderilmesine karar verilmiş. Birçoğunun kolu, bacağı yokmuş, üstelik ocak ayının en soğuk günlerinde bu göç yaşanmış. Resmi kayıtlara göre 5 bin kişi yollarda hayatını kaybetmiş. Kar kalkıp bahar gelince karayolunun cesetlerle dolduğu ortaya çıkmış. Bende o günleri ahlatmak, yaşatmak için yola çıktım ama başta dediğim gibi yalnız kaldım.

Bilinmeyen nice vatanseverler var. Toplumun bilmediği, o günlerde tarih yazmış çok fazla karakter var mı?

Olmaz mı? Bu insanlar öyle günler yaşamış ki savaş dediğimiz o anlar sadece Erzurum merkezde olmamış. Aşkale, Tortum, İspir, Narman yani tüm ilçeler düşmanın saldırısı altındaymış. Sadece Çat ilçesinde 70 milis grubu varmış, mesela Çatlı Kılıç Mehmet var. Mehmet yedi düvele korku salan bakışları ile ünlü bir isimmiş.  Yine örnek verecek olursak tarihte yerini alan bir diğer isim Kel Yunus’tur. Bunlar roman değil, gerçek kahramanlardır. Ama kaçımız biliyoruz bunların isimlerini, hiç birimiz.

Bu hata kimin, tarihçilerin mi?

Sadece tarihçilerimizin hatası dersek yanlış yaparız. Sonuçta bu bilgilerin çoğunu tarihçilerden edindim. Üniversitedeki tarih hocalarımız bu işi layığı ile yapıyor. Ama bu çalışmalar sadece öğrencilere aktarılıyor, halka inemiyor. Bizimde tarihe olan merakımız yeterli değil. Sadece ders kitaplarında sınırlı olan bilgiler kadar tarihimizi biliyoruz. Oysa daha fazlası var. Erzurum bu anlamda tam bir merkez. O kadar yerli kahramanımız var, kaçını biliyoruz çok azını. Mesela Kara Fatma kimdir? Kara Fatma Erzurumlu bir subayın eşidir. Erzurum’dan kalkmış Sivas’ta Mustafa Kemal’den görev istemiş ve Balıkesir’de düşmanla çarpışmış bir kadın kahramandır. Adı da Seher’dir.

Belediye başkanlarına çok iş düşüyor. Nereden başlamak lazım tarih bilincini yeniden yerleştirmek için?

Her il kendi kahramanı, kendi destanını bilmek zorundadır. Bu bilinci dışarıdan gelen biri bizi öğretemez. Tarihçilerimiz ile belediye başkanlarımız ortak hareket etmeli. Şimdi Çat İlçesi’nde eğer Kılıç Mehmet’in bir heykeli ve kahramanlığını anlatan bir kitabesi olsa idi bugün o yıllara dair detayları da öğrenmiş olacaktık. Okuyorum Erzurum Kalesini, çevresi açılıyor, etrafındaki evler yıkılarak temizleniyor. Güzel bir çalışma ama belediye başkanlarımız o kalede neler olduğunu tam olarak biliyorlar mı? İç kalede Selimoğlu Sabri ve 7 arkadaşı idam edilmiştir. Sabri o yıllarda Erzurum’un namlı kabadayılarından ve en büyük direnişçilerden biri. Mutlaka kaleye onların birer rölyefleri yerleştirilmeli. Kale çevresinde müzeler yapılmalı. O güzel insanlara ait heykeller, bilgiler yer almalı, hatta kale çevresi açık müze haline getirilmeli.

Kitap, tiyatro oyunu derken şimdi Yanıkdere için bir proje yaptınız. Ne aşamada proje çalışması?

Projenin tüm çizimlerini tamamladım. Peşinen söylemeliyim ki bu proje tamamlandığında Yanıkdere bir Çanakkale gibi ziyaretçi akınına uğrayacaktır. Orada katledilen 3 bin vatan evladının torunları, onları yad etmek için bu şehitliği ziyaret edecektir. Tarihe anlatmak için şehitliğin adı yeterli derecede açıklayıcıdır. Bugün adeta orası mezbelelik durumdadır. Bir belediyemiz orayı düzenledi ama aslına uygun olmadı. Hazırladığımız bu projeyi başta Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu’na sunduk. DSİ Genel Müdürlüğü projeyi gördü.

Ne kadara mal olacak bu proje?

Proje 6 milyon lira tutarında. İçinde bir anıt, derenin ıslahı, yürüyüş alanı ve orada katledilen şehitlerin isimlerinin yazılı rölyefleri ve yine o yıllara ait mücadele müzesi yer alacak. Ziyaretçilerin dinlenebileceği mekanlar inşa edilecek. Bu konuda Erzurum Valiliği başta olma üzere Yakutiye Belediyesi ve ERVAK bize çok destek veriyor. Tüm çalışmalar tamamlanır ve bakanlıktan onay alırsak Yanıkdere şehitliği layık olduğu konuma kavuşmuş olacak. Sonrasında burası da tabyalar gibi milli park unvanını alacaktır.

Tarihi yürüyüş görüntüleri hepimizi ağlattı. İlk kez Erzurum’da tabyalara yürüyüş yapıldı. Siz ne düşündünüz bu hareket karşısında?

Benim o yürüyüşten çok geç haberim oldu, eğer olsaydı o gün orada olmak için her engelli aşardım. Görüntüleri basında izledim, inanın o anı ve hissettiklerimi anlatamam. 7 den 70’e herkes oradaydı. Bu günü yaşatan Sayın Vali Ahmet Altıparmak’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Artık bize kalan her yıl daha kalabalık şekilde bu yürüyüşü geleneksel hale getirmek. Önümüzdeki yıllar bu sayı 30 binlere 40 binlere çıkacaktır. Tarihi yaşatmak böyle olur.

Adının önünde belki bir akademik unvan yok ama yaptığı çalışmalarla Erzurum tarihini en az tarihçiler kadar çok araştıran, bu kent için yollara düşen Mehmet Dağıstanlı’nın bu çabası hepimize şunu hissettirmeli; Bu kentin çocukları olarak atalarımızın bize bıraktığı tarihi mirasa sahip çıkıp, bizden sonraki nesle bu bayrağı layıkıyla devretmeliyiz. Tarihini, atasını bilmeyen bir topluluğun gelecek nesle miras bırakacağı şey vurdumduymazlık değil, bu vatanın nasıl kurulduğunu hiç unutmamalarına vesile olmaktır. Mehmet Bey’e hepimizin destek olması, elinden gelenin fazlasını yapmak bir lütuf değil bir borçtur.  

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.

Jojobet Girişddeneme bonusujojobetCasibombetsmovebetsmovekavbetgalabetJojobetJojobet GirişJojobet GirişJojobetMeritking