TELEVİZYONUN OLMADIĞI YILLARDA ERZURUM
O yıllar; medeniyet denilen canavarın dişini göstermediği, teknolojinin kanımıza girmediği, TV dizilerinin hepimizi esir almadığı yıllardı. O yıllar; insanların beton yığınları arasında kaybolmadığı, kalabalıklar içinde yalnızlaşmadığı, ruhların betonlaşmadığı yıllardı. O yıllar; vicdanların cüzdan arasında sıkışmadığı, Nemrut ve Firavun’ların sayısının bu kadar çok olmadığı yıllardı.
Yukarıdaki cümleler, çok eskilere gitmeden, yani 50-60 yıl önceki Erzurum’un özetidir.Kuşkusuz günümüzle kıyaslandığında o dönem şartlar daha ağırdı. Ahalinin ezici çoğunluğu madden mağdurdu. Lakin hayatı tanzim eden birtakım değerler vardı. Bunların başında sevgi, saygı, yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma gelirdi.Kul hakkının, hele de komşu hakkının gözetilmesi toplum hayatının olmazsa olmazıydı. Töremizde önce selam, sonra kelam kuralı vardı. İnsanlar birbirine yabancı değildi. Caddede, sokakta hal hatır sorulmadan geçilmezdi.Beşeri ilişkiler içten ve oldukça sıcaktı.
Konforumuz bu kadar değildi, ama sosyal hayatımız daha renkliydi. Mahallelinin toplu piknikleri, komşu gezmeleri, dost ve akraba ziyaretleriinsanları birbirine kaynaştıran önemli faktörlerdendi. Bayramlaşmalar telefon mesajları ile değil, karşılıklı ev ziyaretleri ile gerçekleştirilirdi. Sadece sevince değil, ölüm acısına bile ortak olunurdu. O yıllarda Erzurum’da konser, tiyatro, sinema ve balo gibi farklı etkinliklerde vardı. Bu etkinliklere o dönem ‘tanko’ diye nitelenen modern anlayışlı kişiler maile olarak katılırdı. Bayanlar en yeni kıyafetlerini giyip süslenerek, erkekler ise takım elbise ve kravat takarak faytona biner ve bu etkinliğin yolunu tutardı. Ayrıca, bayanların ev toplantılarında yine bayanlar tarafından ut, tambur ve cümbüş gibi çalgı aletleriyle güne ayrı bir renk katılırdı.
O yıllarda Erzurum’da ticari hayat güven esasına dayalı olarak yürütülürdü. Şimdi olduğu gibi insanların günlük yaşamında kredi kartı, çek, senet, banka işlemi gibi uygulamalar yer almazdı. İşyerini sabah namazından hemen sonra açan esnaf, gruplar halinde bir araya gelir, ortak kahvaltı yapardı. Birkaç müşteri ile günlük nafakasını temin eden esnaf, ‘bu malın daha iyisini o satıyor’ diyerek sonra gelen müşteriyi aynı işi yapan komşu esnafa yönlendirirdi. Hastalık ya da başka sebeplerle o gün işyerini açmamış olan biri için esnaf kendi arasından topladığı parayı mahalle bekçisi ile onun evine gönderirdi. Yani kimse kimsenin ekmeğine göz dikmezdi.
Ramazan ayında Erzurum farklı bir atmosfere bürünürdü. Mahallenin büyükleri işe küskünleri barıştırmakla başlar, iftar davetinin ilki bu amaçla tertiplenirdi. Hali vakti yerinde olmayanlara yemek tepsisi gönderilmeden iftar sofrasına oturulmazdı. Ramazan geceleri de ayrı bir havada geçerdi. Teravih namazından sonra sahura kadar bazı kahvehanelerde tombala çekilir, bazılarında âşık geceleri düzenlenir, bazılarında da halk hikâyeleri ve kahramanlık öyküleri anlatılırdı.
Kuşkusuz Erzurum’un unutulmaya yüz tutan değerlerini yazmaya sayfalar yetmez. En iyisi sözü burada İsmail Habib Sevük’e bırakalım. Dadaşlığı bir nevi mezhep gibi niteleyen merhum Sevük, dadaşlığın temel prensibinin kimseden korkmamak ve kimseyi öldürmemek olduğunu hatırlattıktan sonra diğer kuralları iyi silah kullanmak, güzel cirit oynamak, milli oyunları iyi bilmek ve paraya ehemmiyet vermemek olarak sıralar. İsmail Habib Sevük 1937 yılında kaleme aldığı hatıralarında Dadaş’ın kavgasında bile bir asalet olduğunu vurgulayarak, şunları yazar:
“ Kavga ister değnekle,ister hançerle, ister silahla yapılsın; kafa, göğüs, karın gibi öldürücü yerlere vurulmaz. Maksat hayat değil galebedir. Yiğitsen yen, hatta yenil gene öylesin; öldürdünse yenmedin yiğitliği lekeledin. Sonra dadaşlık kanunu mucibince hasımla çarpışırken silahta denklik lazım. Yumrukla gelene değnekle, değnekle gelene taşla, hançerle gelene karşı tabanca ile karşı koyamazsın. Üstünlüğü kendinde bulacaksın, silahta değil. Dadaşlık ruhlarına o kadar köklü işlemiş ki, harp cephelerinde yaralandıkları zaman bile korkmuş görünmemek için yerlerini terk etmezler ve subaylar tedavi için onları geri göndermekte güçlük çekermiş…”

Erzurum’a Ağabeyi Olmak
Erzurum’a Ağabeyi Olmak
Bir annenin feryadı!
BAŞKAN SEKMEN’DEN BİR VİZYON PROJESİ DAHA
Bunun adı ne?
BAŞARININ ADRESİ VAKIF OKULLARI
15 Temmuz’u anmak yetmez…
BİR BEBEĞİN YERİ ANNESİNİN YANIDIR
