Erzurum Haber

Slide Slide Slide Slide

Uyumayan Pervane…

Uyumayan Pervane…
594 Kez
31 Ocak 2014 - 14:56

Bugün sana iletmem gereken bir emanetin var kardeşim.

Semazenler gibi kalbim bu gece. Dönüyor dönüyorum ve döndükçe etekleri yükselen bir dönüşle gürleşen bir ses gibi dokunuyorum cidarına hayatın. Mevlana’dan bir emanet alıp hakkını verme adına iletince sana, söyleyince akşamlarım değişecek, biliyorum…

Sen ey Dost…

Sana sesleniyorum sağanak bir yağmurun burçlarına çıkarak…

Eğer ölümsüz bir hayat ve ebedi bir saadet istiyorsan dostum, uyuma. Uyusan da uyuma. Uyumakla geçirme hayatını. Ayıklardan ayık, uyanıklığın da uyanıklığında bir yerde çırp kanatlarını. Döndükçe etekleri yükselen bir dönüşle gürleşen bir ses ol sen de…

Aşk ateşiyle yan, yakıl ama uyuma. Aşıksan hem gür ateşte yanacaksın hem ateşe dayanacaksın… Dalın budağın kırılsa da dostum, yine O’na konacaksın. Oysa konmak kolay uçmak zordur bilirim. Yüzlerce gece uyudun da ne elde ettin. Allah aşkına bu gece sabaha kadar uyuma dostum… Çünkü sabah rüzgârı, aşıkların sırrına mahremdir…

Uyuma…

Yalvarıp yakarma zamanıdır, dua zamanıdır geceler…

Uyuma…

Ezelden ebede kadar iki cihan hakkı için dostum, şu hacet kapısı kapanmadı, hala açık bilmez misin…

Uyuma…

Şairin dediğini tekrarlıyorum ben de…

Zor olana talip olduğumuzda neredeyse her gün ölüp ölüp diriliriz diyerek. Çünkü biz de zor olana talip olduk, öldük öldük dirildik. Kıyamda bekliyoruz ufukta belirecek Zinnur’u… Zor olana talip olduk ve hala diriyiz…

Ya sana ne demeli kardeşim…

Kardeşim,  yar ile hoş geçinen kimse yarsız kalmaz. Müşterisi ile anlaşan tüccar müflis olmaz.

Düşün…

Bir an için dur ve düşün.

Ay geceden ürküp kaçmadığı için nurlanmadı mı… Gül, özündeki kokusunu dikenine katlanmakla kazanmadı mı…

Sen de katlan az biraz… Senin de içinde bir gece var, ay gibi ol. Ürküp kaçma geceden ki nurlansın kalbin, nurlanırsın. Kim bilir bir gün belki kendini tanırsın. Akan sular, ne kirlenir ne donar, dur bir bak… Düşünmek yük değildir. Olacaksan bir şey, sen su ol da ak…

Yaratıldık biz de kardeşim…

Yaratılan her şeyden, her yaratılandan da öte… Yaratıldık demek de yetmez… Var edildik kardeşim… Var olanın var ettiği biçimde var edildik… Var olup da unutabilen tek yaratılmış,  var olduğu halde unutan tek varlık da sensin…

Kardeşim…

Mekanlar yaratıldı, mekanlara makamlar yaratıldı… Makamlar yaratıldı, kelebeklerin ilk kanat çırpışı kadar heyecan verici makamlardı onlar… Makamlarda kanatlanan kelebekler gibi, kral kelebekler gibi kanat çırpışlarımız, yaratıldı. Kanat çırpışlarının arasında unutuşlarımız yaratıldı. Yaratılmaktan da öte var edildiğini unutan unutuşlardı bunlar.

Yani kardeşim, mekanların fikirlerini sildiler, fikirsiz mekanlar kaldı elde avuçta… Manasını yitirmiş fikir fukarası mekanlar kaldı en sonunda, hafızası silinen makamlarımızda…

Hayatı keşfetmek için yaratıldık oysa kardeşim… Keşfedebilen seyyah yönün damla damla hayret etmek isterken, var edildiğin gönül denizinden koparıldın. Bir yeme aldanıp oltaya geldin… Boğulurcasına çırpındıkça çırpındın. Hayret etmek yerine turistlerin tüketen nefislerine esir düşürüldün…

Sen ey kardeşim…

Yaratanın değil, yaratılmışların eserlerinin esiri kardeşim…

Esir kardeşim, sana tüket emrini verenler unutma ki memurlarından başlar tüketmeye… Önce emri alan memurlar tüketilir, sonra tüket emrini bekleyen sıradaki diğer esirler… Esaretin kendisi budur zaten. İstesen de kurtulamazsın…

Şimdi İberya yarımadasında en güzel limanlardan bir limanda bekliyorsun belki…  Şimdi umman denizinden gelip Bengal Körfezine giren muson yağmurlarına karışan korkulardan bir korkusun belki… Selden afetten kaçıp sığınan, dua eden birinin avuçlarında, avuçlarının ortasında yalvaran bir adamsın belki…

Şimdi Kanada’nın buzullarında bir buzu izliyorsun belki de…

Şimdi Afrika da sıcaktan bunalan her biçimiyle yaşanan bir siyahı yaşıyorsun belki bilemem… Ama şu dünyada yokuşlardan geçtiğin, dünyanın engellerini aşamadığın o kadar açık ki…

Dağlara koca koca kayalar taşıyan, kayaları sırtlayıp tırmanan nefsinle…

Göklere kanat çırpan ama uçamayan, kabuğunu kırıp aşamayan, perdesini açamayan pigmeleşmiş gönlünle…

Labirentlerde kayboldukça zelil olan ama zevk alan aklınla…

Ve hudutlarını, nişan taşlarını, uçlarını bulamadığın ruhunla bir bütünsün ve böyle bir biçime sokup kendini zindanlarındasın…

Kardeşim, köşk gibi, saltanat gibi, saray gibi, itibar gibi değil senin yaratılışın. Sen var olarak yaratıldın… Dünya denen şey bir kadın olarak Miraç’ta Peygamber Efendimizin karşısına çıkmıştı. Aldanma hülyasına bu süslü kadının kardeşim… Seslense de sana, Miraç’ta Efendimize seslendiği gibi, durup dinleme, dönüp bakma sakın dünyaya… Nasıl ki masum gülüşlerini, ekmeği ortasından bölüp paylaşmak gibi paylaşıyorsun dostlarınla sana da her gündoğumu engin denizlerden bir aşk veriliyor kardeşim… Her gün doğumu sabah rüzgarının kucağında, sırtında, bulutların omuzlarında, gün ağarırken gün doğumunun heybesinde geliyor her sabah…

Bugün sana iletmem gereken bir emanetin var kardeşim.

Semazenler gibi kalbim bu gece. Dönüyor dönüyorum ve döndükçe etekleri yükselen bir dönüşle gürleşen bir ses gibi dokunuyorum cidarına hayatın. Mevlana’dan bir emanet alıp hakkını verme adına iletince sana, söyleyince akşamlarım değişecek, biliyorum…

Sen ey Dost…

Sana sesleniyorum sağanak bir yağmurun burçlarına çıkarak…

Eğer ölümsüz bir hayat ve ebedi bir saadet istiyorsan dostum, uyuma…

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.