Erzurum Haber

Ölümü de yalan…

Ölümü de yalan…
1.488 Kez
23 Eylül 2012 - 11:12

Ölümü de yalan…

Söylediği yalanlarla Türkiye’yi güldüren Teyo Pehlivan(Tayyip İde) yalanda alışılmışın dışında bir çizgi ortaya koydu. O’nun yalanları, kimseyi incitmedi veya zora sokmadı.

Pasinler İlçesi’nde dünyaya gelen ve 1999’da 86 yaşında iken hayatını kaybeden Teyyo Pehlivan ardında onlarca ‘yaşanmamış’ olay bıraktı.

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Usta Gazeteci Süreyya Çarbaş, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti tarafından çıkarılan  ve 1999 yılında yayınlanan Rakım 2000 Dergisi’nde Teyo Pehlivan’ı  o kadar güzel anlattı ki…

Dilden dile dolaşan o yazıyı bu kez Zirve2000.com haber sitesi için yayınlıyoruz.

 

 

Sophia Loren O’nun sevgilisi…

Ronald Reegan O’nun sırdaşı…

Muhammet Ali’yi yumruğuyla Müslüman etti…

Amerika’yı keşfeden O’ydu…

Cebelitarık O’na dar geldi…

0, Manş’ı ‘it balıkları’nın korkusuyla iki kulaçta geçti

 

 

O’nun sohbetine doyum olmazdı. Anlattığı her öykü aylarca emek verilen bir senaryo değil, anlık ürünlerdi. Sanki ağzından bal damlardı. O’nu dinlemek için hepimiz can atardık. Mücahit Ağabey (Güngör) Almanya’dan getirdiği 50×75 ebadındaki teybi ile O’nun peşinden az koşmadı. Sebih Emmi’nin oğlu Yavuz, Sefer Ali Turan, Sabuncu Kadir, Dana Memmet, Yetim Canip, Tomates Mücahit ve ben O’nun meclisinde sık sık bulunma şerefine nail olduk. Sıcak somun, civil peynir, demli çayları hazırlayarak saatlerce yolunu gözledik. Her gece başka bir öykü, her gün başka bir macera dinledik O’nun ağzından. Zaman su gibi akar, sabah ezanı ile birlikte sanki rüyadan uyanırdık. O’nda olan kimsede yoktu. O’nun gücü, becerisi, başarısı, bilgisi, kudret ve kuvveti herkesi büyülerdi. Kahramanlarını hep tarihten ve ünlüler arasından seçerdi. Ünü Hasankale (Pasinler) sınırlarını aşmıştı. Dünyada O’nu tanımayan yoktu. Üstüne üstlük O’nu bir de Atatürk Üniversitesi öğretim elemanlarından Dr. Şenol Kantarcı kitaplaştırdı. O ölümsüzleşti. Dillerde fıkra oldu dolaştı. İnsanlar O’nu güncel1eştirip dokundurmalar yapmaya baş1adı.

* * *

Ben anektodları sıraladıkça, siz O’nun kim olduğunu hemen anlayacak, özelliklerine biraz daha vakıf olacaksınız.

Keyifli okumalar…

 

Gardırobu çok zengindi. Yaptırdığı elbiselerden 444 takımını giymek nasip olmamıştı.

O, İngiliz kumaşına, Altınyıldız’a bakmazdı. Tercihini hep şeker çuvalından yana kullanırdı. Yaz-kış beyazlarını çıkarmazdı. Siyah bere, siyah makosenler, gümüş köstek, altın suyuna batmış zincirli cep saati aksesuarını oluştururdu. Kemer takmaz, beline ip bağlardı. Çermik Yolu’nda gezdi mi herkes kenara çekilirdi.

Hem tespihini sallar, hem de “Al yeşil geymiş allanir” türküsünü mırıldanarak adımlarını atardı.

 

O, 80 küsur yıllık yaşamında kadın eli tutmamıştı. Ama yatak odasından kimler geçmemişti ki. Çünkü O’nun fantezileri çok lükstü. Liz Taylor, Sophia Loren, Marliyn Monreo, Grace Kelly, Lady Diana, Prenses Süreyya yıllarca O’nun peşinden koşmuştu. Sharon Stone 53. karısı olmuştu. O çok namuslu bir insandı. Hasankale’den tanıdık bildik, konu komşu kızını nikahlayacak kadar namussuz değildi! Bu nedenle yabancılara meyil salmıştı. Alaska’dan, Yağmur Ormanları’na, Kanarya Adaları’ndan Yakutistan’a kadar O’nu tanımayan hatun yoktu.

Hasankale’de Sebo’nun Lokantası’nda yemeğini yerdi. Bir oturuşta 193 lavaş, 249 porsiyon döner, 177 fasulyeli pilav, 188 tabak salata yerdi. Yediklerini Hacı Rüştü’nün çayı ile sindirirdi. Rahmetli Hasan Emmi O’nun yemekten sonra bir oturuşta 7777 bardak çay içtiğini görmüştü.

 

Okur yazar değildi, ama bilmediği dil, sökmediği alfabe yoktu. Çivi yazısını gözü kapalı yazardı. Tarih kitaplarını adeta yutmuştu. Türk, İngiliz, Rus, Arap, Fars, Alman, Fransız, Hint, Japon, Mısır, Yemen, Tanzanya, Uganda, Güney Afrika, Amerika tarihini ezbere bilirdi. Hatta tarihi bizzat yazmıştı. Car Nikola, Katerinayı vererek paçayı zor kurtarmıştı. Ünlü Tarihçi Naima yıllar sonra hatasını anlamış çadırda Katerina ile kalan kişinin Baltacı Mehmet Paşa değil, bizimki olduğunun tashihini yapmıştı. Orhun Nehri’ni ters akıtmış, Çinlileri aç susuz bırakmıştı. Malazgirt’in 5300 ton som demirden yapılmış kapılarını Alparslan değil O açmıştı. II. Ramses, Hammurabi, Anihal, Romen Diojen savaş tekniklerini ondan öğrenmişti. Mercidabık Meydan Muharebesi’nde Hasankale’ye adını veren Uzun Hasan’ı kurtarmış, 122 bin küffarı kılıçtan geçirmişti. Kan Kalesi’nde Hz. Hamza’nın 90 bin kılıç darbesi ile şehit düştüğünü unutamazdı.

 

İnancı uğruna büyük hizmetler vermişi. Yeniçeri Ağalığı sırasında kılıcının önünde kimler diz çökmemişti ki. Napolyon, Bonapart, Hitler, Neron, Stalin, Mussolini, Konficyus, Edison

Galile, Victor Hugo, Marks, Einstein, Jirinovsky, Mozart, Churchill, Frankeştayn ye daha niceleri O’nun kılıç zoru ile Müslüman olmuştu. Hatta ve hatta Aziz Nesin bile korku belasından nüfus kütüğüne “İslam” ibaresini yazdırmıştı. Son zamanlarda hepsi rüyalarına giriyor, “Gardaş Allah senden razı olsun. Sen olmasaydın geberip gidecek, cünüp ölecektik. Sayende Müslümanlıkla şereflendik” diye şükran duygularını dile getiriyorlardı.

Ünü yedi düveli sarmıştı. Duvarda asılı kispetine el atınca dünyadaki tüm pehlivanlar altına kaçırırdı. Biraz Zafer Pehlivan’dan çekinirdi, ama onunla da hiç karşılaşmamıştı. Kispetini giyer, yaz kış peşrev atar, bir türlü rakip bulamazdı. Bir gün, yani “fi tarihinin birinde” Cihan Pehlivanı Koca Yusuf, O’nunla güreşme gafletine düşmüştü. Hasankale’de yediği el ense ile havalanan Koca Yusuf’un koca bedeni Büyük Okyanus üzerinde uçmuştu. Rivayet olunur ki, Koca Yusuf şimdi ya bir balinanın karnında ya da bir köpek balığının dişleri arasında saklanmıştır.

 

Güreşte olduğu gibi boksta da rakip tanımazdı. Yabancılardan Muhammed Ali Clay, Mike Tyson, yerlilerden Cemal Kamacı’yı. Seyfi Tatar o’nun yüzünden boksu bırakmıştı. Rusların ünlü boksörü Alexander Medved küstahlığının cezasını çok fena çekmişti. Bizimkinden bir yumruk yiyen bu sefil, 9 katrilyon 99 trilyon 999 milyara kadar sayılmasına rağmen gözlerini açamamıştı.

 

Yüzmeyi “Büyük Çermik”te öğrenmişti. O kulaç atarken sularda yaşayan irili ufaklı bütün mahlukat selam dururdu. Bir keresinde İstanbul Boğazı’ndan girmiş, Suveyş Kanalı, Cebelitarık, Ümit Burnu, Büyük Okyanus güzergahını takiben Bering Boğazı’ndan çıkmıştı. İki gün iki gecelik bu maratonu nefes almadan suyun dibinden tamamlamıştı. Hasankale’lilerin duası, yunusların şaklabanlığı O’na bu zor yolculukta güç ve moral vermişti.

 

Attığını vururdu. Hedefi şaşırdığı görülmemişti. Eline tüfeği aldı mı bütün hayvanlar kaçacak delik arardı. Kargadan başka kuş tanımazdı, ama yarasa, kartal, atmaca’nın kökünü kurutmuştu. Filler, zebralar, aslanlar, pumalar O’nun korkusundan Brezilya ormanlarından dışarı çıkamıyorlardı. Bir keresinde Hasankale’de attığı bir mermi 5 kıtayı dolaşmış 324 kartal, 156 dinozor, 52 zürafa, 201 kaplan, 103 it balığını (köpek balığı) devirmişti.

O saf kan İngiliz tayına binerdi. Ata sporumuz ciritin babası sayılırdı. Bilge Kağan, Mete Han, Atilla, Osman Bey, Fatih Sultan, Atatürk O’na cirit attırırdı. Hasankale’de tayaların (ot yığınlarının bulunduğu mevki) oradan attığı cirit Ekvatoru dolaştıktan sonra geriye dönmüştü.

Şatolarda, saraylarda Kanuni Süleyman, İran Şahı Pehlevi, Kraliçe Elizabeth ve daha nicelerinin konuğu olmuştu. Ama oralarda uzun süre kalamazdı. Kuştüyü yastıkta yatamaz, ortopedik yataklarda rahat edemezdi. O, Hasankale’de mezarlığın hemen yanı başındaki köşkünü yeğlerdi. Antreden geçince heybetli vücudu duvarlara sürünür, başını tavana vurmasın diye iki büklüm olurdu. O üşümezdi. Tek odalı bu konakta soba yanmazdı. Yorgan yerine sakosunu (palto) sırtına alır, öylece uzanırdı. İfadesine göre evinden konukları eksik olmazdı. Cinler, periler, şehitler, dervişler, erenlerle hem bu dünyayı hem de öteki tarafta olan biteni konuşurlardı.

 

Son nefesine kadar yaşadığı Hasankale’den başka sadece Erzurum’u görmüştü. Öyle Erzurum’un her semtini de bilmezdi. Çünkü onun kenar semtlerde işi yoktu. Taşmağazalar, Cumhuriyet Caddesi, Havuzbaşı’nda dolaşırdı. Arada bir kaybolduğunda Newyork’tan telefon açardı. Telefon konuşması belediye hoparlörlerinden hem Hasankale hem de Erzurum halkına duyurulurdu. Tek başına uçağa biner, 111 bin fit yükseklikte uçardı. Jupiter, Mars, Merkür’deki tanıdıklarına el salladıktan sonra Beyaz Saray’a konuk olurdu.

 

Diyarı gurbete yolu pek düşmezdi. Çünkü O Hasankale’nin hasretine dayanamazdı. İlhami Bey’e, İhsan Toraman’a, Daşbaşı Memmed’e, Zeki Dadaş’a, Oxfort mezunu Yaşar’a (Eski Belediye Başkanları) canı sıkılınca ortadan kaybolurdu. Bu yüzden yediden yetmişe her Hasankaleli yatağa düşerdi. Barış için araya dünyanın ünlü diplomatları girerdi. İsmail Cem ile Henry Kissinger’in uzun uğraşları sonucu nihayet sulh sağlanırdı. Enver Paşa, Halit Paşa, Kazım Karabekir Paşa, İsmet Paşa, Alvarlı Mahmut Paşa, Kındığılı Rüstem Paşa, Sansorlu Arif Paşa, Köprüköylü İzzet Paşa, Yağanlı Zabit Paşa, Soslu Kamil Paşa’nın omuzlarında baba ocağına, ana kucağına dönerdi.

Güreşte rakibi Deli Zafer, sohbette rakibi Yalancı Kenan’dı. Hiçbir şeyden çekmemişti bunlardan çektiği kadar. Muhlis Pehlivan, Kel Hayati, Necdet Pehlivan, Sivaslı Ali, Cücürüslü Hüseyin eline su dökemezdi. Deli Zafer’in şerrinden korkardı. Dost meclisine her adamı almazdı. Yalancı Kenan arada bir iskemleye ilişir, atıp tutmaya başladı mı ağzının payını alırdı. Çünkü rahmetli sululuğu sevmez, zinhar yalan söylemez, söyleyene de selam bile vermezdi!

 

Hülya Avşar az mı peşinden koşmuştu. Banyo günlerinde “Büyük Çermiği” kapatırdı. Sibel Can, Yeşim Salkım, Ajda Pekkan, Gönül Yazar, Ümmü Gülsüm, Nezahat Bayram, Nüket Duru, Ayla Algan, Nilüfer, Aliye Akkılıç, Muazzez Türüng, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Kibariye, Yıldız Tilbe, Sezen Aksu ve Muazzez Ersoy’dan oluşan koronun şarkıları eşliğinde soyunurdu. Soyunması da, giyinmesi de bir alemdi. Gömleğinin gopçalarını (düğme) Demet Şener açar, fanilasını Esin Maraşlıoğlu çıkarırdı. Uçkurunu Monica Lewinsky çözerdi. Ebru Şallı su döker, Gözde Tan sırtını sabunlardı. Masajını Hande Ataizi’nden başkasına yaptırmazdı. Çermik alemleri 40 gün 40 gece sürerdi.

 

İbo ile arası yoktu. Selahattin Pınar, Münir Nurettin Selçuk ve Celal Güzelses’i dinlerdi. Billoş’a çok kızardı. Bülent Ersoy’un kestirip, havan topu ile deldirdiğini anımsayınca küplere binerdi. Dikilen ama yıkılmayan pavyon uvertürlerine babalık ederdi. İbrahim Erkal’ın müziğini o yapar, sözlerini o yazardı. Paworotti, Mehveş Emeç O’ndan esinlenirdi. Repertuarında 55 bin 555 şarkı vardı.

 

Musalla taşına uzatıldığında kimse ölümüne inanmıyordu. Müezzin er kişi niyetine bağırıyor, toplanan cemaat cenaze namazı kılamıyordu. Katıla katıla gülmekten, akan gözyaşlarından hazirun abdestini tutamıyordu. Cemaat en az beş kez abdest aldı, güç bela namazı kılındı.

Adet üzerine imam sordu:

‘Ey cemaati müslimin merhumu nasıl bilirdiniz?”

Hepsi haykırdı:

‘İyi biliriz’ O’nun yalanlarının, düşlerinin, fantezilerinin, öykülerinin kimseye zararı olmamıştı.

Çünkü O TEYO PEHLİVAN’dı.

 

RIDVAN’DAN TELEFON

Teyo Pehilvan, kahvehanede otururken kahvehanenin telefonu çalar. Telefon maksatlıdır ve arayan Teyo’yu işletmek ister.

Telefonu açan kahvehane sahibi seslenir:

“Pehlivan Fenerbahçeli Rıdvan arıyor, seninle görüşmek istiyor.”

Teyo Pehlivan hiç yer mi? Umursamaz bir edayla;

– “Söyleyin Rıdvan’a Pehlivan hasta yerinden galkamaz, daha sonra arasın ya da gendi buraya gelsin…”

 

“AYI BENI YEDİ”

Teyo Pehlivan kahvehanede oturmuş böbürlenerek anlatmaktadır. Arkada Hasankale’nin eski güreşçilerinden Zafer Pehlivan vardır. Teyo, Zafer Pehlivandan çekinmektedir.

Ne var ki “Deli Zafer”i farketmeden konuşmaktadır.

– “Ola gardaş bir gün dağda gezirem, tamda böyük bir kayanın dibinden dönirem. Garşıma bir ayi çıkmasın! Ayi benim gibi üç var, ama heç istifimi bozmadım. Ola Teyo dedim gendi gendime, bir ayidan mi gorkacağsan. Başladık ayiyinan güreşmiye…. O beni alir yere vurir, sonra ben Oni yerden yere vuriram, ne ayi pes edir ne de ben pes diyirem. Aradan iki gün geçti, hele daha birbirimizin sırtıni yere deydirmiş deyıliğ…”

Herkes işin sonunu merakla beklerken Zafer Pehlivan sert bir şekilde çıkışır.

“Ola Teyo, sonra ne oldu?”

Zafer’i gören Teyo lafı dolaştırır, ne dediğini, nerede kaldığını unutur ye noktayı koyar:

“Ne olacak Ayi beni yedi!”

 

SARIKAMIŞ’TAKİ DENİZ

Teyo anlatıyor:

Birgün gahvede oturiram, telefon çaldi. ‘Pehlivan seni istirler’ diye seslendiler. Galktım baktım. Ariyan bizim Kars Valisi:

– “Pehlivan Sarigamiş’ta denize, bir cip düştü! Biz uğraştık ama çıkaramadık. Buradakiler dediler ki, bu cipi denizden çıkartsa çıkartsa Hasangalali Teyo Pehivan çıkarır. Allahını seversen gel bize yardim et” diye yalvardi.

Bunun üzerine galktim bindim ata. Gettim Sarigamiş’a. Atladım denize, suya bir dumdum, cip suyun dibinde.

Bir goluma cipi takdım,öteki golumunanda gulac atmaya başladım ve cipi sudan çıkardım. Ama gardaş cip bene çok ağır geldi. Tikkatli baktım ne görim. Meğerse cipe birde vapur takılmış. Bende gendi gendime ola bir cip bu gadar ağır olmaz diyirdim.

 

TEMMUZ’DA BUZ

Hasankale’ de her yıl Temmuz ayında karakucak güreşleri yapılır. Teyo’ya güreşçilerden birisi yaklaşarak:

-“Pehlivan senin güreşeceğin adamla bende güreşeceğim. Onu biraz yor” der.

Teyo: “Sen merak etme” der ve Teyo rakibi ile güreşe başlar başlamaz Teyo’nun rakibi Teyo’yu kaldırdığı gibi yere vurur. Biraz önce Teyo’yu uyaran güreşçi Teyo’ya:

-“Hani ben sana onu yor demiştim…” dediğinde;

Teyo; “Ne edim oğlum, ayağım buza geldi gaydım düştüm” der.

 

BEŞİKTAŞLI FEYYAZ

Teyo Pehlivan Fenerli Rıdvan’dan epeyce bahsettikten sonra Beşiktaşlı Feyyaz’ı sorarlar:

Pehlivan: ‘O da bizim Küçük Tuy Köyü’ndendir’der.

 

HOSTESLERİ DÜŞÜNMÜŞ

Hasankale’de çay bahçesinde koyu bir sohbet var. Teyo Pehlivan da masada. O sıralarda bir iş için uçakla Ankara’ya gidecek olan biri Teyo Pehlivan’a takılarak:

-‘Pehlivan gel seni de uçakla götüreyim.’

Teyo alaycı bir ifadeyle cevap verir.

-‘Oğlum, sen daha anan garnındayken ben uçağınan gezirdim.. Bak bir keresinde gine uçağa binmişem ele elimi de camdan çikartmişam, bir baktım bir gartal, hemen elimi uzattım, yakaladım aldım gartali içeri. Ola bi baktim, hostesler nasil civilir, nasil civilir. Neyse bende gorkutmiyim zavalli gızlari dedim ve bıraktım gartali, uçtu.

 

“SENİ DEĞİL, SARIŞIN OLANI”

Teyo Pehlivan sağlık ocağına sık sık uğrar.

Kahvehaneye geldiğinde de hemşire muhabbeti yapar. Sonunda kahvehanede konuşulanlar hemşirelerin kulağına gider. Tabi Teyo’nun bundan haberi yoktur. Tekrar sağlık ocağına gitmiştir.

Fakat Hemşireler sinirlidir. Hemşireler bunu bir odaya alırlar, ellerine neşter alarak Teyo Pehlivan’ı tehdit etmeye başlarlar.

Teyo bu, altta kalır mı?

-İnanın sizi anlatmadım, sarışın olanı anlattım (Sarışın hemşire o gün hastanede bulunmamaktadır) der.

 

“PEKİ KİM GÖTÜRDİ?”

Seferberlik zamanı 1000 goyunum var. Goyunlar Gargapazarı’nda otlir.

Bir sabah kalktım heç biri yok.

Ula bir araştırdım goyunlari PKK götürmüş.

Dinleyenlerden bin sorar:

– “Pehlivan seferberlik zamani PKK ne arirdi?”

Teyo cevabı yapıştırır;

– “Peki ula o zaman bizim goyunlari kim götürmüş.”

 

DEMİ MOORE, ÖPÜŞÜNDEN TANIRMIŞ

Teyo Pehlivan anlatıyor:

“Bir gün Hasankale belediye otobüsüyle ABD’ye gidiyorum. Bir baktım yolda Demi Moore’un arabasının tekeri patlamış.

Neyse gardaş indim aşağı, bir dakika sürmedi lastiği tamir ettim. Bunun üzerine Demi, beni yemeğe davet etti. Ben de kıramadım gittim.

Demi, teşekkür için beni yanağımdan öptü. Ben de onun yanaklarından öptüm.

Demi, bir daha öper misen, dedi. Neyse ben bir daha öptüm. Demi bana, sen Doğulusun bir daha öp bakayim; ben de öptüm. İkinci kez öptüğümde Demi, seni tanır gibiyim, Erzurumlusun.

Üçüncü öptüğümde Demi bu kez, ‘Vallahi ben seni tanıdım, sen Hasakaleli Teyo Pehlivansın’ dedi.

Vallahi ben de şaşırdım. Demi, beni üç öpüşte tanıdı.

 

“BACISI DAHA İYİ”

Teyo Pehlivan bir gün kahvede oturur TV’de Micheal Jackson şarkı söylemektedir.. Kahvede oturanlar,Teyo’nun açığını yakalamak onu tongaya düşürmek isterler. Bu yüzden kasıtlı olarak sorarlar:

“Teyo bu Maykıl Ceksın nasıl bir karıdır?”

Teyo bu lafın altında kalır mı, hemen cevabı patlatır:

“Vallahi bu bir şey değil de bacısı bundan daha iyidir.”

 

TEYO YUNANİSTAN’DA

Terzi İbrahim Sezen usta anlatıyor:

Teyo Pehlivan bir ara dükkanıma gelmemeye başladı. Uzun bir aradan sonra dükkanıma gelmişti.

-“Pehlivan sen nerelerdeydin? Neden uğramazdın bizlere?”

Teyo dedi ki,

-“Yunanistan’daydım.”

-“Ya öyle mi, ne işin vardı orada?”

Teyo: “Yeğenim oradaydı yanına gittim. Orada denize girdim. Bir de Yunanlı kızla tanıştım. Kız bana Yunanca ismimi sordu. Dedim ki ben Hasankaleli Teyo Pehlivan. Herkes beni tanır. Ben de ona Yunanca sordum ki, senin ismin ne?

Kız bana dedi ki;

Benim adım Hadice…”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.