Erzurum Haber

Medeniyetin evlatlarının duası

Medeniyetin evlatlarının duası
374 Kez
15 Temmuz 2013 - 15:17

Medeniyetin evlatlarının duası

Leyla’sını arayan Mecnun misali yollara mı düştük Allah’ım… Işığını arayan pervane misali karanlıktan mı kaçıyoruz ne… Delinesi dağlar mı var önümüzde Şirin’in aşkına Ferhat olduk… Veysel miyiz bizde çöllerden geçesi, hasretin, özlemin ateşiyle yanarken… Zindanından çıksın diye göz yaşını döktüğümüz Züleyha mıyız bir Yusuf’un aşkına… Gül için çile çeken bülbül misali hangi şarkıyı terennüm ediyoruz Ya Rabbi…

Bize Turna yolla sırtına alsın da yolları kat edelim Leyla’mıza varalım… Bize nura dayanma gücü ver Ya Rabbi şems’imize varalım pervane gibi… Bize bir yol göster Ya Rabbi ya dağların dik yamaçları arasından çıkıp geçelim ya da dağlar her dokunuşumuzda erisin kaynayan hasretimizin sıcaklığı ile… Biz Veysel olalım, anam babam feda olsun der, gideriz. Her bir yardan, yerden yurttan her diyardan vaz geçeriz bize bir hırkası bile yeter. Bir rüya gönder bize Ya Rabbi ya zindanından Yusuf’umuz çıksın bize gelsin yada bize öyle bir kusur gönder ki Yusuf’umuzun yanına zindanına biz de varalım. Ya Rabbi biz her şeyine razıyız güle bir dokunalım yeter, şakıyan dillerimiz sussa gam değil.

Biz bu medeniyet aşkıyla dolup taşarken, nesiller uçurumlardan uçurumlara yuvarlanıyor neden? Biz bu medeniyet aşkıyla yanıp tutuşurken, nesiller kahpe bir rüzgarın savurduğu alevlerin önünde yanıp bükülüyor neden?

‘’Büyük adam’’ diye anılan ‘’dünyaca büyük adamlar’’ dünyaca bir aldanışın esiri olmuş, buzdan saraylarda gecesi bitmeyen coğrafyalarda krallıklarını sürdürüyorlar. Gün ağarır elbet… Gün ağarır ve güneş tüm ihtişamıyla, tüm sıcaklığıyla buzdan sarayları okşar da okşar… Buz çözülür, batılı bu krallık hükmünü yitirir bir gün elbet…

Bizim gönül erlerimize zindan duvarları gam değil iken nesiller için kurgulanmış aldatmacalar ne işlerine yarayacak, merak etmiyor değilim. Gönül erleri var iken hangi oyun, hangi yalanın mumu yatsıya kadar yanabilir ki, merak ediyorum. Ey aşkın sahibi, ey özlem duyulacak sahibimiz, ey sahibimiz, İlahi… Hilesini bitirecek, oyunlarını başlarına çevirecek kudretin var… Bize sahip çıkacak kudret sendedir… Her yanımızı şöhret iptilası sardı, sök at uzaklara ya Rabbi… Genç adamın ruhuna şifasız hastalıklar bulaştırdılar… Gördün… Sen varsan şifa var… Şafi olan sensin, el uzat ya Rabbi… Paraya tapan kullar var… Paradan da büyük putlar var… Devir her birini, görelim ya Rabbi…

Bir suikast bu… Cinayetin suçlusunu bilirsin, bilmem mi… Kin ve gayz ile, tehditle, sevgiyle uzanan ellere yumruk ile, üşüyene zehirden bir hırka ile saldıran var… Bilirsin kim bu saldırganlar… Sükutu hasetten olan… Özrü nefretten olan… Tebessümü yalandan olan… Uzanan eli sahte olan… Selamı küfür olanlar var, bilmem mi bilirsin sen Ya Rabbi… Cehennemi boşa mı yarattın… Dünyada da istesen cehennem yaratırsın bilmem mi Allah’ım… Herkesin bir planı var, hüküm senin planına göredir bilmem mi…

Ezelde başlayan, ebede kadar sürecek olan bir fark bu. Biz ve Batı dünyası… Nemrut’un rüyası ve Osmancık’ın rüyası… Firavunca bir rüya, Yusufça bir rüya… İçimize işleyen tatlı ama zehirden bir duman olan batı kültürü medeniyetimizin tüm değerlerini bir bir kokteyl partileriyle şarabına meze etmektedir. En çirkin hıyanet bu milletin huzurunda atılan kemiklere ağız açıp, şatafata alkış tutmaktır. Bu kirli ellerin sahipleri için perişan edici bir son olmasaydı kahrımızdan kuruyup kalırdık.  Ya Rabbi bu karanlık geceyi ve bu kanla kirlenmiş perdeyi yırtıp at artık üstümüzden… Bizi bu boşluğun yokluğuna muhtaç etme…

Yüreklerimizi besleyen damarlar var. Damarlar ki içinde akan bir can var. Can suyumuzu bize taşıyan duaları yüklenmiş sıcacık ve billurdan bir kan var. Gönül dünyamızı besleyen bu damarlarda önceleri ılık ılık akan bir zehir geçmişti. Zehir kanıksanana kadar miktarca azdı. Kanıksanmış bir zehirden daha kötüsü aşina olmaktır, zehireperestliktir… Damar yatağı tahrip oldu, zamanla kir biriktirdi. Kir biriktikçe damar tıkandı. Ve bugün gönül dünyamızı besleyen damarlar tıkalı diye gönül açlığı yaşıyoruz. Batı dünyasının kirleriyle tıkanan damarlarımız gönül dünyamızı besleyemez oldu ne yazık ki… Bu sefaletten bizi arındır, sıhhate eriştir ya Rabbi…

Şimdi bir erik ağacının gölgesinde bekliyoruz Allah’ım. Kuru bir erik ağacının gölgesinde yeşereceği günü bekliyoruz. Yemişleriyle ve gölgesiyle var olacağı o günü sabır ve sabırsızlık arasında gide gele bekliyoruz. Sen sabır ver ve sen sabırsızlığımızı görüp de bir an önce o güne yetiştir ya Rabbi… Kuruyan dallarımız için bir su gönder Ya Rabbi… Su akar ve yeniden doğarız biz… Su akmazsa ölürüz biz…

 

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.