Sevgili şehrim,
Bilirim ki sen de hissedersin…
Sen de dertlisin…
Sen de hüzünlüsün…
‘’Makus talihim’’ diyorsun, çaba içindesin…
Sevgili şehrim, bilirim ki senin de aklından çıkmıyor bazı şeyler…
Karakteri sağlam insanların, yetenekli evlatların, cesur kadınların var ama nerede diyorsun…
Bu kadar rahatlığın içinde bir rahatsızlık var. Biliyorsun… Sebebini bilmiyor, araştırıyorsun… Rahatın içinde rahatsızlık… Rahatsızlığın ardına saklandığı vurdum duymazlık…
Vurdum duymazlığın rahatlığı ile nereye kadar gidecek bu gemi merak ediyorsun…
Sevgili şehrim, her sabah sen de benim gibi kırgın kalkıyorsun biliyorum. Gecenin sükunetine kendini teslim edip sabaha dinç kalkma ümidiyle gözlerini yumuyorsun. Ve sabah vakti açınca perdelerini, uyanınca, yorgunluğuna anlam veremiyorsun.
Sevgili şehrim,
Ardından koşmaya başlayanlar gelip seni geçince, peşlerinden koşarken bile takatten düşüyorsun. Moralin bozuluyor, onlar kadar çevik olamamak, onlar kadar hızlı olamamak içine oturuyor, biliyorum. Sinirlerin bozuluyor…
Sevgili şehrim,
Sana miras hazineler var biliyorsun. Her bir hazine, her bir miras, her bir potansiyelin verimsiz kullanıldı, etkin kullanılamadı bugüne kadar. Acaba ne eksiğin var diye düşündüğün olmadı mı… Olmuştur elbette ama kibrin, gururun bu denli ölçüsüz paylaşıldığı bu metrekarelerde nefis hatalarını kabul etmez biliyorum…
Sevgili şehrim,
Gecenin zifiri karanlığında bir fırtınanın içinde kalıp, uzaklarda yanıp sönen fenere odaklan diyorum ben. Fırtına ile mücadele etmekle sabah olmaz, sabahı göremezsin, ala bora eder seni diyorum, sen de biliyorsun. Fenerin rehberliğinde bir güzergah çiz pergel ve gönyenle…
Sevgili şehrim,
Aşkınlığını yitirme ki vurdum duymazlığın rahatlığı içinde boğulmayasın. Aşkınlığını ve senin için edilen duaları, söylenen gazelleri ve gazellerle yükselen selamları unutma ki metanın büyüsüne kanıp sarhoş düşmeyesin.
Sevgili şehrim,
Sabahı mı bekliyorsun, güneşin doğduğu yöne yürü… Karanlığı çarşaf gibi üstüne çekmişler de yırtmak mı istiyorsun, münevver bir nesil için çabala o vakit… Saygınlığın şarjörü mü boşaldı… Çalış, emek ver söyleyecek sözün olsun diye…
Sevgili şehrim,
Ağla… Ağla sevgili şehrim… Ağla çünkü çözümsüzlüğün ve çaresizliğin esiri düşen sensin… Çözümü varken görmeyen, çözümsüzlüğü gözünde büyüten sensin… Çaresiz kalmış gibi davranıp çareyi kendinden bile uzak tutan sensin… Çaresizliğe talihini esir düşüren, böyle bir esareti kanıksayan da sensin… O nedenle ağla… Ağla sevgili şehrim… Eline bir mendil al, bir duvarın dibine gidip otur ve ağla… Fedakar neferlerini kılıçtan geçirirken, vefalı gönülleri kıran da sensin… Çözümsüzlüğün ilacı da, zehri de sensin…

BİR BEBEĞİN YERİ ANNESİNİN YANIDIR
BİR BEBEĞİN YERİ ANNESİNİN YANIDIR
Erzurum, Erzurum olalı…
Erzurumspor’un Köşe Taşları
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ VE ERZURUM’UN GELECEĞİNE DÜŞEN İMZA
HERKES HADDİNİ BİLMELİ!
Erzurum yol geçen hanı değildir!
Tarih Mühendisi’nin harika armağanı
