Toplumsal tepkilerin bazen hangi boyutlara ulaşacağını kestirmek gerçekten zor. Geçtiğimiz haftalarda Erzurum Kongre Binası’nın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılabileceği tartışmaları ana gündemimizdi.
Ağzı olan, bileni de konuştu, bilmeyeni de. Hatta bilmediğini bilmeyenler daha çok konuştu. Konu kısa sürede “yıktırmayız” kampanyalarına hatta tehdit diline çevrildi.
Aslında bu yüksek tepki başlı başına kötü değil, toplumsal refleksin hala diri olduğunu gösteriyor. Sorun, refleksin akıl ve bilimle değil, hamasetle şekillenmesi…
Bu süreçte, tabiri caizse en fazla dayak yiyen iki isim oldu. İlki, dört ay boyunca ekibiyle birlikte binada geceli gündüzlü çalışan Erzurum Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Dilek Okuyucu. Diğeri ise “Gerekirse yıkılır, aslına uygun aynı mimariyle yapılır” diyen Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi…
***
“Atatürk’ün izini sildirmeyiz” söylemi bir noktadan sonra açık tehdit boyutuna ulaştı. Erzurumlu bir akademisyen olan Doç. Dr. Dilek Okuyucu, alışveriş yaparken bir grup genç tarafından “Atatürk evini yıkamazsın” denilerek sıkıştırıldı, üzerine yüründü. Neyse ki hocanın sağduyusu ve çevredekilerin müdahalesiyle olay büyümeden sonlandı.
Akademik kimliğinin yanı sıra başarılı bir spor geçmişi de olan Dilek Hoca, yaşananlara rağmen şikayetçi dahi olmadı. Bu kentin evladı, yaptığı bilimsel çalışmadan dolayı toplumun hedefi haline getiriliyor.
Allah aşkına, olacak iş mi bu? Üstelik altını kalın kalın çizmek gerekiyor: ETÜ’nün hazırladığı raporda “bu yapı ETÜ’nün hazırladığı raporda “bu yapı yıkılsın” diye bir tavsiye yok. yıkılsın” diye bir tavsiye yok. Bilimsel bir tespit var, teknik bir uyarı var. Ama mesele bilimsellikten çıkıp hamasetin malzemesi olunca, herkesin üzerinde tepinmeye başladığı bir alana dönüştü! ***
Bir kez daha gördük ki bu şehrin, kendi evladına karşı ördüğü görünmez bir duvar var. Eğer bu raporu İstanbul Teknik Üniversitesi hazırlamış olsaydı durum böyle olur muydu? Hiç sanmam. Tam da bu yüzden, hocamızın affına sığınarak atalarımızın o acı sözü geliyor akla: “Ev danasından öküz olmuyor.”
Peki hocayı hedef tahtasına oturtan yalnızca toplumsal refleks miydi? Elbette hayır. Siyasetin de bu tabloda hatırı sayılır bir payı var. “Yapı ayakta zor duruyor, acilen güçlendirme yapılmalı ve Kongre Binası ziyarete kapatılmalı” tavsiyesi hızla uygulamaya alındı.
Bina kapatıldı, içindeki malzemeler tahliye edildi. Sonra ne oldu?
Kenti ziyaret eden, dedesi de kongre üyesi olan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Erzurum protokolu ile beraber çökme riski olduğu gerekçesiyle kapatılan binaya girdi!
Kongre üyelerinin masalarında kameralar karşısında pozlar verildi. İşte o kare; Bilimi de yerle bir etti, aklı da, tutarlılığı da.
Madem o bina çürük, devletin bakanını neden oraya soktunuz?
Madem bilimsel dayanak önemli değil, o binayı neden kapattınız?
Koca bir şehri neden bu başlıkla haftalarca meşgul ettiniz?
***
Ben de başından beri Kongre Binası’nın yıkılmasına bireysel olarak karşıyım. Ama bu karşı duruşu hiçbir zaman Atatürk düşmanlığı gibi sığ bir zemine oturtmadım. Valinin hafız olması, Atatürk düşmanı olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki o binada Erzurum Valisi’nin makam odası var ve Mustafa Çiftçi o odayı sıkça kullanan nadir valilerden.
Sırf valiyi eleştireceğim diye kimlikler üzerinden siyaset yapılmaz. Eleştirilecekse yetemediği, beceremediği, inisiyatif almadığı alanlar üzerinden eleştirilir. Gerisi hedef saptırmaktır…
Bir kadın akademisyen, kendi şehrinde üç-beş kendini bilmezin hedefi haline geliyorsa, hepimizin oturup düşünmesi gerekir. Kongre Binası bizim değerimizdir. Atatürk en büyük değerimizdir.
Bu şehir Cumhuriyet’in taşlarını döşemiş bir kenttir. Ama değer sahipliği sadece sloganla olmaz.
***
Bu şehir yıllardır göç veriyor. Ekonomi dibe vurmuş durumda. Gençlerimiz gidiyor. İş insanları çekini, senedini ödeyemiyor; konkordato ilan ediyor. Ulaşımda hala bitmeyen devlet yatırımlarını bekliyoruz.
Peki bu başlıklarda aynı toplumsal refleksi neden gösteremiyoruz?
Eğer siyaseti bir şeye mecbur bırakacaksak, bunu bu şehrin kalkınması için yapalım. Yoksa yarın, bugün hedef aldığımız ama Türkiye’nin birçok yerinde deprem konusunda ülkenin sayılı bilim insanları arasına giren bu insanları da kaybedeceğiz.
O zaman ne Kongre Binası kalır, ne de sahip çıktığımızı sandığımız değerler…


Hastane kapısında kar çilesi!
Hastane kapısında kar çilesi!
Köylüyü köyde ziyaret gerek!
İş başa düştü!
Kraliçe gelmiş, hoş gelmiş..
PANANDÖKEN BU YÜKÜ KALDIRAMIYOR
NEREYE GİDİYORUZ ALLAH AŞKINA?
DÜZGÜN 25. ŞUBESİNİ AÇTI
