Dünyanın çivisi çıkmış…
Yıllarca toplumun zihnine yerleştirilen, her türlü sapkınlığın sadece kapalı ve izole topluluklarda yaşandığı düşüncesi bugün büyük ölçüde sarsılmış durumda. Ahlaksızlığı ya da suçları belli bir kesime mal etmenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğu, son yıllarda ortaya çıkan küresel skandallarla tescillendi adeta.
Epstein dosyasıyla gündeme gelen iddialar ve sızdırılan belgeler, insanlık adına utanç verici tabloların konuşulmasına neden oldu. Söz konusu belgelerde Türkiye ile bağlantı kurulabileceğine dair iddiaların yer alması, kamuoyunda doğal olarak sorgulandı.
Bu tartışmalar sürerken aklıma yıllar önce Türkiye’nin gündeminde yer alan bir başka acı konu geldi.
1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başında Türkiye’de kaybolan çocuk vakalarında dikkat çekici bir artış yaşanmıştı. Çaresiz aileler, evlatlarının fotoğraflarını ellerine alarak şehir şehir dolaşıyor, çocuklarından bir iz bulabilmek için kapı kapı dolaşıyordu. O süreçte kayıp çocuk ailelerinin bir araya gelmesiyle bir dernek kurulmuş, ardından da “Umut Otobüsü” projesi hayata geçirilmişti.
Kayıp çocukların fotoğraflarıyla giydirilen otobüsler Türkiye’yi dolaşıyor, hem farkındalık oluşturulmaya çalışılıyor hem de çocukların bulunması için destek aranıyordu. O dönem birçok aile, çocuklarının organ mafyalarının eline düşmüş olabileceğinden endişe ediyordu.
Aradan yıllar geçti…
Bugün geriye dönüp bakıldığında, o çocukların kaçının bulunduğu, kaç dosyanın sonuçlandığı belirsiz. Araştırdığımda, Umut Otobüsü’nün 2014 yılında yakıt bütçesi bulunamadığı için faaliyetlerini durdurduğunu öğrendim. Sonrasında sosyal medyanın gelişmesiyle benzer çalışmalar dijital platformlara taşınmış.
Peki resmi veriler ne söylüyor?
Türkiye İstatistik Kurumu’nun kayıp çocuklara ilişkin kapsamlı ve düzenli bir raporu bulunmuyor. Ancak 2018 yılında dönemin Ağrı Milletvekili Dilan Taşdemir’in, kaybolan çocuk vakalarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi verdiği biliniyor.
Son yıllarda yaşanan büyük afetlerin ardından kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan iddialar da toplumda hassasiyet oluşturmaya devam ediyor. İnsan hakları örgütleri teyit edilmemiş bazı rakamlar dile getirse de, resmi makamlar tarafından doğrulanmayan verilerin kesin gerçeklik olarak kabul edilmesi doğru değildir.
Ancak toplumda oluşan bu hassasiyetin görmezden gelinmesi de mümkün değil. Kaybolan her çocuk, sadece bir ailenin değil, toplumun tamamının vicdanında açılan bir yaradır. Bu nedenle kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi, şeffaf ve kapsamlı araştırmaların yapılması büyük önem taşıyor. Varsa ulusal ya da uluslararası boyutta suç yapılanmaları, bunları ortaya çıkarmak devletin sorumluluğudur.
En önemlisi de hiçbir çocuğun kaderinin karanlık dosyalar arasında kaybolmasına izin verilmemeli.
Çünkü çocuklar sadece ailelerin değil, toplumun geleceğidir.


Hasankaleli’nin feryadı!
Hasankaleli’nin feryadı!
BAŞKAN HAKAN ORAL’DAN KAHİRE’DE TARİHİ İMZA
MADIRLI DAİB’E ADAY…
Özbaylar: Kemik Yetersizliğinde Implant Tedavisi Mümkün
ERZURUM’DA RAMAZAN PİDESİNİN FİYATI AÇIKLANDI
Bina uçar, yazı kalır!
DDY gaza bastı
