900’lü yıllar öncesinde Etiyopya’da, uyarıcı etkisinin keşfedilmesiyle Arap Yarımadası’ndan yolculuğuna başlayan 1000’li yıllara, 1400’lü yıllara derken 1500’lü yılların 17’ci yılında kahve ilk kez Kanuni Sultan Süleyman döneminde Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul’a getirilir ve kültürümüze tat katan serüvenimiz böylece başlar.
Hatırına hatır ekler, yıllardır tadına doyamadığımız sosyal ve özel hayatımızın vazgeçilmez unsuru kahvemiz ayağının hızıyla kahvehanelerin açılmasına öncü olur ve halkın sosyalleşme uğraşlarına bağımsız yeni bir maşeri alan açar. Kahvehaneler, kahve aracılığıyla kamusal alanla kurulan ilişkinin adı olur milletimizin soyu olan Osmanlıda. Fransız gezgin Jean de Thévenot kahve ile tanıştıktan sonra Osmanlılar için ne kadar önemli bir yaşam unsuru olduğunu şöyle özetlemektedir. “Zengin veya fakir her Türk günde en az iki fincan kahve içer. Her koca, karısına kahve temin etmekle yükümlüdür” nüktesi hoşuma giden en güzel alıntı olmuştur benim için. Kahvenin Tuzuna, hatırına, tadına sırası ile değinmek istiyorum. Osmanlı döneminde kahve sunumu bir tören havasında gerçekleştirilirdi. Günümüzde de olduğu gibi kahve sunumuna eklenen yiyecek ve içecekler özenle seçilir kahve ikramı tıpkı kahvenin ağızda bıraktığı tat gibi görseli de aynı şölen edasında yapılmaktadır.
–Kahveye düşkünlüğü ile bilinen II. Abdülhamid’in kahve tiryakiliği ve kendine özgü kahve içme tarzını kızı Ayşe Osmanoğlu’nun anısından alıntılayarak aktarmak istedim yazımda; Babasının kahve içme tarzını şu şekilde anlatır Ayşe: “Kahve tepsisi, babamın annesi Tirimüjgan Kadın’ın yadigârı küçük altın bir tepsi olup üzerine gümüş bir cezve ve iki tane porselen beyaz fincan konurdu. Fincanlarda babamın markası vardı. Babam birinci fincanı içtikten sonra ikinciyi diğer fincanla içerdi.
”Kahvenin kırk yıl hatır efsanesini yazımla okurlarıma da ulaştırmayı sorumluluk addediyorum. İstanbul’un Üsküdar semtinde bilge bir zatın sohbetini dinlemeye, kahvesini içmeye, her yerden, her inanıştan insan gelirmiş. Bir gün bu kahvehaneye kahve içmeye gelen yeniçeri, herkese benden kahve ikram edin fakat içeride oturan Rum gemi kaptanına verme demiş. Kahveci, iki kahve yapıp o Rum kaptanın yanına oturmuş. Yeniçeri hiddetle, “Ona vermeyeceksin demedim mi?” demiş. Kahveci, “Bu senin değil benim ikramım” diye karşılık vermiş ve kaptanla muhabbet etmeye başlamış. Bu olayın üzerinden tam tamına 40 yıl geçmiş. Sisam Adası`nda büyükçe bir Rum isyanı çıkmış. Üsküdarlı kahveci savaşta esir düşmüş. Öldürüleceğini düşündüğü esnanda yaşlı Rum’un yüzüne bakmış. Yaşlı Rum, kahveciyi serbest bırakıp ona ‘‘Bana 40 yıl önce bir kahve ikram ettin ve ben, o kahveyi de seni de unutmadım’ demiş. Ne kadar duygusal vefa dolu bir yaşanmışlık. Kahvenin hatırının yeşillenip köklerinin günümüzde halen daha tat bırakmasının ardından kısacası; Kahvenin hatırından; tuzlu kahveyi yad edip yazımı sonlandıracağım.
Gelenek ve ananelerimizde gelin ve damat adayı görücü usulü ilk kez kız isteme merasiminde bir araya gelirlermiş. Gelin adayı kahveyi yapmak için mutfağa geçer, mutfakta kahvesini pişirirken damadın gerçekten onu sevip sevmediğini anlamak için kahvesini tuzlu yaparmış. Damat adayı kahvenin tuzlu olduğunu fark eder ve hiç içmezse bu gelinin isteklerini karşılamayacağı anlamına gelirmiş ve geline yapılan bir ayıp sayılırmış. Damat adayı kahveden bir ya da birden fazla yudum alır ve içerse bu da gelin adayı için her şeyi yapacağı anlamına gelirmiş. Türk toplumunun ne kadar zengin bir kültüre sahip olduğunu ve bu kültürün kahveyle bağının ne kadar güçlü olduğunun bir açıklamasıdır.

ERZURUM’DAN MİLLİ TAKIMA DESTEK
ERZURUM’DAN MİLLİ TAKIMA DESTEK
ERZURUM VALİLİĞİ’NDEN DOLANDIRICILIK UYARISI
DAP: EN BÜYÜK SORUNUMUZ GÖÇ
İRAN GERİLİMİ DOĞU’YU VURDU
Erzurum Adliyesi’ne Vefa Dolu Veda
Kalktığı koltuğa Erzurumlu Müdürler oturdu
ERZURUM 2. OSB İÇİN İşte seçilen o yeni yer!
