İnsan, eşref-i mahlukat olarak yaratılmıştır. Yeri, konumu, özellikleri ve tarih sahnelerindeki baş aktörlüğü yönünden sürekli olarak tartışılmaya müsait akıl veya düşünce melekeleri ile tanımlanmaya çalışılan beşer canlıdır.
İnsanın niteliği vasfı gereği doğumundan ölümüne kadar geçen zamandaki manevi yapısı, varlıklar âlemindeki değeri ile yaşamdaki gayesi, davranışları tam olarak anlaşılmadan bu âlemin neden varlığa getirildiği çözümlenemeyecektir. İnsanoğlu yaşamı boyunca bu ince çizgide nice dostlar bulmuş, nice dostluklar kurmuştur. Ama zaman zaman olur ki kurulan dostluklar bazı basit sebeplere peşkeş çekip yerle yeksan eder, dost olduklarımızla aramıza mesafeler koyar hatta dost dediklerimizi dahi unuturuz.
Belki de bu konularda bir hayli söz söyler¸ kendimizi haklı çıkarmaya çalışırız; gerçek sebebini aradığımız zaman aslında çok önemli şeyler olmadığını anladığımızda dizlerimizi döve döve beynimize kazırız. Bu bağlamda gerçek dost kimdir? Dost var mıdır? Dostluklarımız neye dayalı olarak meydana gelir veya ne sebeple son bulur? Dostumuzdan hep tatlı sözler mi bekleriz; yoksa bazen dostun acı söylediği de olur mu? Olmalı mı? Sorularının yanıtlarını hayat mektebinde bedelini ödeyerek buluruz.
Sahip olduğumuz medeniyetimizde “hubb“un da “buğz“un da Allah için olduğu ifadelerini hatırlayınca… Birini sevmede ve bir dostumuza tavır almada ölçümüzü unutmamalıyız. Dostlar edinmek kadar¸ dosta muhabbeti¸ sadâkati¸ vefayı devam ettirmek de önemlidir. Esas dostluğun gayesi refah ve bolluk günlerinde değil¸ “kara gün“lerde belli olduğunu; maddî ve manevî darlık zamanlarında¸ elimizde avucumuzda ne varsa dostların yardımına koşup¸ onların yanlarında yer almanın lüzumunu hiç unutmamalıyız. Sadece dostlarımızdan gelen selâmı almak yetmez¸ haber alamadığımız zaman¸ bizi aramadılar diye onları unutmamalı¸ bilakis hâl ve hatırlarını sormayı kendimize görev addetmeliyiz.
Kendimizi bildik bileli dostluk kavramı diye bir şey vardır. Buna inanıyorum ki gerçek anlamını hiç kavrayamadığımız, kişiden kişiye değişen, insanların menfaatleri doğrultusunda şekillenen gerçekte hiç kimsenin tam olarak tanımını yapamadığı sırrına vakıf olamadığı gizem dolu yüce bir dayanışma ruhudur. Bu ruh HZ. Ebubekir’in (R.A.) Peygamber Efendimize (SAV) olan muhabbetidir. Dost zehir kadehinde sana bal sunandır. Dost dikenler içinde gül verendir, dost ekmektir, aştır, havadır, sudur, canına can, yoluna yoldaştır. Yanında olmasa da varlığı bile huzur verendir. Varlığı ile seni ısıtan, yokluğuyla üşütendir.

ETB’DEN YENİ YATIRIM ATAĞI
ETB’DEN YENİ YATIRIM ATAĞI
EGC’DEN Sosyal medya düzenlemelerine tam destek
YAKUTİYE BELEDİYESİ’NDEN ENGELLİLERE ULAŞIM DESTEĞİ
ERZURUM HEYETİNDEN BAHÇELİ’YE ZİYARET
AZİZİYE BELEDİYESİ’NDEN HAYVANCILIK ATILIMI
ERZURUM’DA CİNAYET
Başkan Sekmen’e itibar suikastı mı yapılmak isteniyor
