Erzurum Haber

Yrd. Doç. Dr. Dilek Okuyucu

Yrd. Doç. Dr. Dilek Okuyucu
1.361 Kez
23 Haziran 2014 - 14:42

RÖPORTAJ: Sevda GÜNEŞ

Bu hafta buz’un dadaş kızı lakabını alan Türkiye Buz Pateni Federasyonu Başkanı Yrd. Doç. Dr. Dilek Okuyucu’ya konuk olduk. Bir anda ortaya çıkan, girdiği başkanlık yarışında erkek rakiplerini geride bırakan idealist mavi gözlü hanım, Türkiye’de ilk kez kış sporlarında federasyon başkanı olarak kayıtlara geçti. Genç başkanla seçim süreci idealleri ve hedeflerini konuştuk.

Dilek hanım siz aslında akademisyensiniz, sporla herhangi bir temasınız var mıydı?
Ben aslında sporcuyum, milli judocuyum. Erzurum’da 5 yaşında jimnastiğe başladım. Bir sene kadar jimnastik devam etti. 6 yaşından itibaren yaklaşık 22 yaşına kadar judo yaptım. Bunun 6-7 yılı milli takımlar düzeyinde, ay yıldızlı formayı gururla giydim. 1991 Yıldızlar Türkiye Şampiyonuyum. Benden evvel Türkiye şampiyonluğu gelmemiş Erzurum’a judo branşında. Sonrasında inşaat mühendisliği okudum ve okulu derece ile bitirdim. Ardından akademisyenlik geldi, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde. Bir takım uluslararası projelerde, NATO projelerinde, TUBİTAK projelerinde çalıştım. ODTÜ inşaatta yapı mekaniği ve deprem laboratuarında 8 sene aktif çalıştım. Bunun yaklaşık 5 yılı oranın yönetimi ile geçti. Orada bir takım bizim ödüllerimiz var. 2005 ATA Bilim Ödülü gibi aldığımız ödüller. 22 yaşında müsabık judoyu bırakmak zorunda kaldım. Çünkü akademisyenlik hele ki benim çalıştığım alan yapı mekaniği ve deprem mühendisliği çok zor alanlar. Müsabık sporculuk ile beraber yürümesi imkânsızdı. Günde en az 6-7 saat antrenman yapmamız gerekiyordu. Ben çok üzülerek, ağlayarak müsabıklığı bıraktım.

Peki, niye o zaman judo değil de buz federasyonuna başkan adayı oldunuz?
Yok, öyle değil elbette bunun bir öncesi var. Aslında Judo Federasyonu’nda danışman olarak görev yaptım. 2006 yılında dönemin Federasyon Başkanı bir şekilde bana ulaştı. ‘Bizim uluslar arası alanda judoyu bilen mensuplarımız var ancak İngilizceyi bilmiyorlar. İngilizce bilenlerle gidiyoruz onlarda teknik olarak olaya hâkim olmadıkları için ilişki kuramıyoruz’ dendi ve bir takım görüşmelerden sonra bir buçuk yıl kadar beraber çalıştık. O dönemde de olağanüstü işler yaptık Judo Federasyonu’nda. Türkiye’de Judo tarihinin en yoğun katılımlı turnuvasını organize ettik. 2007 İstanbul Boğaziçi Judo Turnuvası, sonrasını getiremediler tabi. Yaklaşık 60 ülkeden katılım oldu, dünyanın her kıtasından. Yöneticilik deneyimim oradan başladı aslında. Sonrasında Almanya Casel Üniversitesine öğretim üyesi olarak davet edildi ve 2 yıl orada kaldım. Almanya’da kaldığım dönemde de Alman Judo Federasyonuyla falan diyaloğum oldukça iyi idi.

Buzla ne zaman tanıştınız peki?
(Gülüyor) Buz pateni ile temasım Almanya’da oldu. Keyif için gidip kayıyordum. Bunu kimse bilmez ilk kez burada söylüyorum, belki paten camiası bile bilmiyor. 2008 yılının Ekim ayında Estonya Talin’de Avrupa Judo Kulüpler Kupası yapıldı. Türkiye’den de yaklaşık 8 tane kulüp buraya katılacaktı. Bir tanesi de Kocaeli Kâğıt Spor, hem bay hem bayan takım halinde geleceklerdi. Kocaeli Kâğıt Spor’un takım başkanı Fahrettin Kandemir o dönem aynı zaman da buz Pateni Federasyonu Başkanı idi. Kâğıt Spor’un Judo ailesi de benim çok yakından tanıdığım, sevdiğim arkadaşlarım. Bunlar bana ulaşarak ‘takımımız için iki tane Alman sporcu transferine ihtiyacımız var, yardımcı olur musun’ dediler. Devreye girdim, sporcuları ayarladım. Sporcuların Almanya’dan Talin’e gitmesi lazım. Bana ‘sende gelmek zorundasın, bizim yabancı dilimiz yok, biz bu sporcularla anlaşamayız’ dediler. Bu sefer bu Avrupa Kulüpler Kupası ile ilgili olarak Taline gittim, Alman sporcularla beraber. Buz Pateni Federasyonu Başkanı Fahrettin Kandemir ile Estonya Talin’de tanıştım. Orada şöyle bir şey oldu. Rize Çaykur Sporun erkek takımına Rus takımlardan bir tanesinin kural dışı bir şekilde yarışmaması gereken bir sporcuyu yarıştırma girişimini fark ettim ve yarıştıracakları sporcuda olayın seyrini tamamen değiştirebilecek bir sporcu idi. Devreye girdik ve olayı çözdük. Ve şampiyon olduk. Fahrettin Bey Almanya’da federasyonda görev almam gerektiğini söyledi. Daha sonra onlar Türkiye’ye ben Almanya’ya döndüm. 2009 da Türkiye’ye kesin dönüş yapınca 2010 da Buz Paten Federasyonu yönetim kurulu üyeliğine seçildim. O gün bugün federasyonda çalışıyoruz.

Başkanın sizin lehinize çekildiğini biliyoruz. Bu kolay kolay bir erkeğin yapmayacağı bir şey. Sizi kadın olarak bir yere oturtursak nasıl oldu bu iş?
Doğrudur, aslında bizim çok farklı, vizyonu çok geniş bir başkanımız vardı. Kendisi Sabancı da uzun dönem çalışmış. Yabancı bayan basketbol takımını uzun yıllar idare etmiş. Bu işin çok içinde, vizyonu geniş bir büyüğümüz. Bir kere idareci olarak, yönetsel anlamda ondan çok şey öğrendim. Her yönetim kurulu toplantısında başka bir şey öğrendim ve ben bunları biriktirerek geldim. Şimdi kendisinin tabi Kocaeli’nde çok fazla iş yükü var. Birkaç şirketin genel müdürü, Kocaeli Belediyesi’nin çatısı altında Kocaeli Kâğıt Sporun başkanı. Bunlara ek olarak orada futbol ile alakalı kulübün yönetiminde görev alma gibi bir durumu var. Kendisi buz patenini yine idare edebilirdi. Çünkü bunu yapabilir yani bu anlamda çok güçlü bir yönetici, ama öyle takdir ettiler. Benim bu işi daha iyi yapacağıma inandığını bizzat bana söyledi, samimiyeti ile birlikte.

Seçime gittiğiniz esnada rakiplerden birinin Erzurumlu oluşu etkiledi mi sizi?
Seçime giderken 1 Mayıs’ta Erzurum’daki kulüpler ile bir toplantı yaptık. Narman Belediye Başkanımız Yücel Ahmet İşleyen bizzat kendisi geldiler ve ben adayım dediler. Ben kendisine, ‘Bu etnik bir branş değil. Güreş değil, boks değil, branş bilen insan sayısı çok az, bilenlerde zaten mevcut yönetimde olan birkaç kişi. Nasıl yapacaksınız bu işi’ dedim. Oda bana, ‘Siz yapacaksınız’ dedi. Kendisi Başkan olacak ben iki numara olarak devam edeceğim. Bende niçin dedim. İki numara olacaksam niçin sizin altınızda iki numara olayım. Kocaeli’nden bir adamın yanında iki numara olarak çalıştın dedi. Ben onlarla yola çıktım ve hiç adam satmadım. Bunun Erzurum’u Antalya’sı Bursa’sı İzmir’i yok benim için. Milliyetçilik evet var ama yurtdışında var. Ben geçen hafta milliyetçiliğin en büyüğünü İran’da yaptım. Türk Milliyetçiliği yaptım ve uluslararası federasyonları kongresinde ağırlığımı koydum. Yurt içine döndüğünüz zaman biz bu sporda kalkınma istiyorsak memleket diye bir şey yok. Milliyetçiliği nano milliyetçiliğe indirmenin hatta mikro milliyetçiliğe indirmenin hiç alemi yok. Geldik Erzurum milliyetçiliğine oradan da indirgedik ilçe milliyetçiliğine. Sonuç itibari ile seçime gittik o göreve bizi layık gördüler.

Bugün patron koltuğunda siz varsınız. Hedefiniz nedir? Dilek hanımla beraber nereye gidecek federasyon?
2018’de biz olimpiyatlarda tarih yazacağız. 2022’de de madalya alacağız. Çok net, ben bunun için buradayım. 2018 Kore Olimpiyatları, şimdi ben bu süreci çok yakından takip ediyorum. Yani onun öncesinde 2016 lilhemır Norveç’te 17 yaş altı sporcuların katıldığı uluslararası olimpiyat komitesinin ikinci kez düzenleyeceği resmi bir olimpiyat faaliyeti daha var. 2016 da 17 yaş altı gençlerimle ilgili projelerim var. 2018 Kore Olimpiyatları şimdi olimpiyat deyince bunu biraz açmak lazım. Nedir olimpiyat? Niye bu devlet bu Olimpiyat için bu kadar çırpınıyor? Parayı niye saçıyor? Başbakan neden olimpiyatların açılışına gidip yerinde izliyor? Obama niye Amerikan takımının kafile başkanlığını yapıyor? Putin neden gidip judo müsabakalarını yerinde salonda izliyor? Niye bu kadar önemli? Birincisi prestij. İkincisi bence olimpiyatlar insanoğlunun yaradılışındaki mükemmeliyetin kutlanması ve kutsanmasıdır. İnsanoğlu 100 metreyi 10 saniyeden düşük bir zamanda koşabiliyor. Şunu hayal edin, 10 metreyi 1 saniyeden az bir sürede koşuyorsunuz. Sınırları zorluyorsunuz bir kere. Mükemmele ulaşmaya çalışıyorsunuz. Balık hem yüzüp hem sıçrayamıyor ama insanoğlu bunu yapabiliyor.

Allah’ın varlığının kanıtı mı?
Kesinlikle, şahsi görüşüm budur benim. Yaz kış fark etmez. Olimpiyat derken sadece olimpik değil paralinpik engelli olimpiyatlarını da bunun içine almak lazım. Olimpiyatlara ne için gidiyoruz? Yaz olimpiyatlarında dünyanın 205 tane ülkesi bir araya geliyor. Başka bir faaliyet yok. Kış olimpiyatlarına geliyorsunuz. Sayı biraz daha azalabilir. Tesislerle alakalı, iklim koşullarıyla alakalı bir şey, kısıtlayıcılarınız daha fazla. Yine dünya bir araya geliyor. Dünyanın bütün tabanından insanları bir araya getiriyorsunuz. Rengine, dinine, diline, cinsiyetine bakmaksızın.

Bir olimpiyat almak gibi hırsınız var mı?
Evet var. 2022 için adaylık başvurusu geçti zaten. Mevcut koşullarda da Türkiye’nin başvurma şansı çok yok. Otel kapasitesi Erzurum için Uluslar Arası Olimpiyat Komitesi’nin belirlediği limitin altında. Yatak kapasitesinin biraz daha artması lazım. Bu alanda tabi biz Kayak Federasyonuyla ortak bir planla, ortak bir stratejiyle hükümete gitmeyi planlıyoruz. Kayak Federasyonuyla sürekli irtibat içindeyiz, görüşmelerimiz devam ediyor. Erzurum’a 2026 Olimpiyatlarının gelmesi için. Çünkü 2022’nin başvurusu da kapandı zaten. Ama 2026 için eğer biz bu hedefleri tutturursak bir kere sportif olarak güçlü gideceğiz. Yani sporcumuz var mı diye dönüp bakacaksınız olimpiyata başvurduğunuz zaman. Var evet bununla gitmek istiyoruz biz. İkincisi teknik alt yapımız var mı, var. Benim şuanda bir iki branşın dışında bütün uluslar arası branşlarda go-kart’lı hakemim var. Çok önemli bir şey bu. Mevcut tesisler bizi olimpiyata taşır. Sadece kızak pistinin yapılması gerekiyor, Erzurum Olimpiyatları için.

Aslında Dilek Okuyucu ile uzun bir röportaj gerçekleştirdik. Ancak hepsini yayınlamak için galiba uzun bir yazı dizisi hazırlamak gerek.. Kendine güvenen, ne istediğini bilen bir başkan kazanmış Buz Pateni Federasyonu. Bu Erzurum için bir şans kanımca. Aslında tesisler hiç boş kalmıyormuş, ancak yapılan şampiyonaların yeteri kadar tanıtımı yapılmadığı için böyle bir izlenim oluşmuş. Dilek Hanımın bu durumu tersine döndüreceğinden eminim. Yrd. Doç Dr Dilek Okuyucu’ya bu bilgiler için teşekkür edelim ve başarılarını devamını dileyelim.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.