Erzurum Haber

Yaşadı, derin iz bırakıp gitti

Yaşadı, derin iz bırakıp gitti
1.460 Kez
12 Ekim 2012 - 8:54

Kadir SABUNCUOĞLU Yazdı…

Naim Hoca (Gölleroğlu) Zeynel Camii imamıydı.

Ama o sadece ezan okuyan, namaz kıldıran ya da vaaz verip sonra da evine giden bir din görevlisi değildi.

Sosyal yönü çok kuvvetli, dışa dönük ve renkli bir simaydı.

Öncelikle nüktedandı, şairdi, sözünü esirgemeyen bir yapısı vardı.

Bilgili, kültürlü, gösterişten uzak yaşar, mütevazılığı ile dikkat çekerdi.

Namazı seri kıldırır, vaazları ile gönüllere hitap ederdi.

Vaazını dinleyenlerden yüzü asık olana rastlamazdınız.

 

NAİM HOCA FARKI

Bir gün Ramazanda Teravih namazı kıldırırken kadınların bulunduğu mafelden gürültü gelir.

Kadınlar ve çocukların bulunduğu bölüm, hocadan önce secdeye varır:

Naim Hoca uyarı yaparken şöyle der:

-Mahfildeki garılar, ele tek tek yatıp galkmak yok. Bundan sonra bennen yatıp, bennen bereber galkacaksız!

Söyledikleri, kimseyi kırıp incitmezdi.

Bir başka imam, benzer şeyleri söyleseydi kazan kalkardı, cemaat isyan ederdi.

Ama Naim Hocanın esprileri ve kendine özgü anlatımı her kesim tarafından kabul görürdü.

Sohbeti sırasında en çok üç kağıtçılığa v e sahtekarlığa taviz vermeyen aşağıdaki üç kelimeyi söylerdi:

-Ellem gullem yok.

 

ERZURUM’UN ÖNDERİYDİ

Erzurum’da evine ilk televizyon alan din görevlisiydi.

Sanatsal etkinliklerin çoğuna gider, asla tiyatro oyununu kaçırmaz hatta ilk sıralarda oturur izlerdi.

Stada giderseniz, yine en öndedir.

Elinden düşürmediği ağızlığa takılı sigarasını tüttürüyordur.

Zaten Erzurumspor maçlarına özel bir ilgisi vardı.

Mavi- beyazlı takımın kendi sahasında oynadığı tüm maçlara gitmiştir.

Hatta Naim Hoca, “Namazın kazası olur ama maçın, tiyatronun olmaz” diyen ender kişilerden biriydi.

Naim Hocanın olduğu maçlarda taraftar sabrı taşmasına karşın daha az kötü tezahürat ederdi.

1995 yılında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından Fair Play’e aday gösterildi.

Aynı yıl Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta ‘Fair Play’ (büyük ödül) alan Türkiye’nin ilk din adamı oldu.

 

90 DAKİKALIK DUA

Erzurumspor zor günler yaşıyordu.

Yenilirse küme düşecek, berabere kalır ya da galip gelirse ligde kalacaktı.

Taraftar, Naim Hoca’nın kapısını çalar:

– Hocam bi dua et de takım yensin, heç değilse berabere galsın.

Hoca dua eder, maçın 90 dakikası berabere tamamlanır.

Ancak Erzurumspor uzatmalarda bir gol yer ve takım küme düşer.

Taraftarlar isyan eder:

-Hocam nasıl dua ettin ki takım küme düştü.

Hocanın cevabı hazırdır:

– Ula uşah ben 90 dakika için dua ettim. Ne bülim gavat maçı uzatacak.

 

ÜLKE ONU NASIL TANIDI?

Erzurumluların yerel dinamiklerindendi ve de en önemlisiydi.

Başbakanlar, bakanlar, parlamenterler, valiler, kaymakamlar katında çok itibar görürdü.

En yakın arkadaşı ise o dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz idi. Naim Hoca, ülke genelinde şöhreti ise 30 Ekim 1993 gecesi yakaladı.

PKK terör örgütü, 25 Ekim 1993 günü Erzurum’un Çat ilçesine bağlı Yavi beldesinde 32 masum insanı katletmişti.

30 Ekim 1993 günü ise acı haber bu kez Pasinler’in Çiçekli köyünden geldi.

Caniler, 6 masum vatandaşı da hunharca öldürdü.

PKK’nın gerçekleştirdiği iki büyük eylem, Erzurumlunun sabrını taşırdı.

Son katliamın duyulmasının ardından bayrağını alan Cumhuriyet Caddesine koştu.

Terör örgütüne lanet yağdıranlardan bir bölümü, yaşadıkları acının intikamını almak istiyorlardı.

Hedef olarak da ‘şamar oğlanı’ gibi Mahallebaşı’nı seçmişlerdi.

Karanlık çökmüştü, grupları durdurmak giderek imkansızlaşıyordu.

 

VALİ ÇARESİZ KALDI, NAİM HOCA İMDADA YETİŞTİ

Vali Mehmet Ağar’dan sonra göreve getirilen Oğuz Berberoğlu resmen çaresizleri oynuyordu.

Kolordu Komutanı Korgeneral Doğu Aktulga halkı durdurmak için askeri kışlasından çıkarmıştı.

‘Hükümet istifa’ diye bağıran halkı sakinleştirecek bir öndere ihtiyaç vardı.

İşte o sırada Mehmet Ağar, Vali Berberoğlu’nu arayarak halkın önüne Naim Hocayı çıkarmasını öğütlüyor.

Görevliler koşuyor, Naim Hoca’yı evinden alıp Havuzbaşına getiriyorlar.

Öfkeli kalabalığın önüne çıkan Naim Hoca’nın megafonla yaptığı “Ula müslüman hele dikkat buyur. Siz ne yapir, nereye gidirsiz? Casusların oyununa alet olirsiz. Oyuna gelmeyin evinize gidin” şeklindeki konuşması etkili oluyor.

Büyük sözü dinleyen ve sakinleşen Erzurumlular topluca İstiklal Marşı’nı okuyup dağılıyor.

Kardeş kavgasının önüne geçen Naim Hoca da bu kez medyanın manşetine çıkıyor.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Naim Hocayı Ankara’ya davet ediyor.

Naim Hoca davette “Bu millet vatansız ve devletsiz yaşayamaz. Bu devlet, bu millet hepimizin. Bizi bir birbirimize kırdırmak isteyenlerin oyununa alet olmayacağız” diye konuşur ve alkış alır.

 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANINA YAKALANDI

Ülkemizin manevi dinamiklerinden sanata önemli katkıları bulunan Alvarlı Muhammed Lütfi Efe Hazretlerinin dergahında yetiştiğini her fırsatta dile getirirdi.

Bir gün, Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen (1960) Erzurum’a gelir ve okuduğu Şeyhler medresesini ziyarete gider.

O sıralarda 35 yaşında olan Naim Hoca, Şeyhler Camiinde müezzinlik yapmakta hem de yanındaki medresede talebe okutmaktadır.

Anlatılanlara göre, uzun ağızlığına sigarasını takmış, bir ayağını da uzatmıştır.

Bu sırada içeri Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen girer.

Bilmen’i tanımadığı için de Naim Hoca verilen selamı, ağırdan alır.

Gelen kişinin başında biraz fazla beklediğini görünce Naim Hoca, endişelenir ve sorgulamaya başlar:

-Gurban adın bağışla.

-Ömer Nasuhi.

Naim Hoca’da jeton düşer ve sorar:

-Bilmen’i de var mı?

-Evet.

Naim Hoca hemen yerinden kalkar ve Ömer Nasuhi Bilmen’in elini öperken fısıldar:

-Buyurun cenaze namazına.

 

“AMAN GARGIŞIMI ALMAYIN”

Naim Hoca, Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısıydı.

Gazete ve televizyonlarda onunla ilgili haber çıkar, yorumlar yapılırdı.

Ancak Naim Hoca, yanlış bir şey yazılmasını da istemezdi, hatta üstü kapalı şöyle derdi:

-Aman ha, benim gargışımı almayın.

O bizi daha dikkatli olmaya zorlardı.

Emekli olduktan sonra Hacılar Hanında açtığı dört metrekarelik kuyumcu dükkanı hiç boş kalmazdı.

İşyerinde bayrak ve Atatürk’ün fotoğrafını eksik etmezdi.

 

KUYUMCUYU SOYANLARA BİLE BEDDUA ETMEDİ

Erzurum’da yüzlerce kuyumcu dükkanı vardır.

Ama ne hikmetse hep Naim Hocanın dükkanı soyulurdu.

Hatta o küçük dükkanının sekiz kez soyulduğu söylenir.

Gazetede Naim Hocanın dükkanının soyulduğunu öğrenen bir ahbabı, ‘Geçmiş olsun’ ziyaretine gider.

Bakar ki Naim Hocanın neşesi yerindedir:

– Hocam, bu hırsızlara hiç beddua etmez misin?

– Hayır. Varisler üzülsün! Fazlası onlara kalacaktı. Allah rızkımı hep verdi, yine de verecektir.

 

NUR İÇİNDE YATSIN

1925’de dünyaya gelen Naim Hoca, 13 Ekim 1999 günü, 74 yaşında yaşama veda etti.

‘Erzurumlu Naim Hoca’ olarak Türkiye’de ‘unutulmayanlar’ listesine hoş bir sada bıraktı. Ölüm yıldönümünde Naim Hocayı minnet ve rahmetle anıyoruz.

Nur içinde yatsın.

Bu topraklarda yaşayan Naim Hoca, derin bir iz bırakarak göçüp gitti.

 

CUMA GÜNÜ ÖLENLERE KABİR AZABI VAR MI?

Naim Hocayla ilgili olarak dillerden düşmeyen çok sayıda fıkra gibi yaşanmış olay anlatılır.

Naim Hoca, tabir caizse, bir bakıma Erzurum’un Nasrettin Hoca’sıdır.

O bakımdan anlatılarından hangisinin doğru, hangisinin sonradan üretilme olduğunu belirlemek zor.

İşte onlardan birkaçı:

Adamın biri Naim Hocanın kapısını çalar, “Hocam” der ve devam eder:

– Benim babam Cuma günü öldü. Diyorlar ki, Cuma günü ölenlere kabir azabı yoktur. Acaba doğru mu?

Naim hoca , Cuma günü ölenlere kabir azabı olmayacağını doğrular.

Bu kez adam babasının ne gibi günahlar işlediğini sıralamaya başlar:

-Ama hocam, benim babam üçkağıtçının tekiydi. Milleti dolandırıp durdu. İçki, kadın ne dersen hepsi vardı!

Kulaklarına inanamayan Naim Hoca, bunun üzerine şu yanıtı verir:

-Doğrudur, Cuma günü ölenlere kabir azabı olmaz. Ama hele bir Cumartesi olsun, onun anasından emdiği sütü burnundan fitil fitil getirirler.

 

DARACIK KOTLAR KİME YAKIŞIR?

Naim Hocaya son bir fıkra gibi olayla veda edelim:

Camide bir gün vaaz verirken o günlerde moda olan dar kot pantolonlarla ilgili olarak Naim Hoca şunları söyledi:

-Garılarınıza kızlarınıza o daracık kotları giydirmeyin. Ey cemaat her yerleri ortada.

Naim Hocanın ailesini yakından tanıyan bir komşusu karşılık vermiş:

-Ama Hoca, senin kızların da giyir.

Naim Hoca, yanıtı hemen yapıştırır:

-He ama çokta yakışır bacaksızlara.

ATATÜRK

 (Vatanına, milletine ve insanlığa sonsuz hizmetler

veren Mustafa Kemal Atatürk’e)

 

Ulus’un üstüne çökmüştü duman.

Vatan toprakları olmuştu talan.

Sönmüştü yıllarca parlayan hilal.

Hürriyet önderi Mustafa KEMAL!

 

Kahraman bu millet olur mu korkak?

Göründü Samsun’dan beyaz bir şafak.

Yırtacak zulmeti zilleti mutlak.

Böyle karar verdi Mustafa KEMAL!

 

Görüştü halk ile ilk Erzurum’da.

“Vatan bir bütündür” dedi Sivas’ta.

Milli Mücadelede kendisi başta.

Yol gösterdi milletine Mustafa KEMAL!

 

Yurdun her yerinde duyuldu bu ses.

O zaman alındı rahat bir nefes.

Bu fikrin etrafında toplandı herkes.

“Ya istiklâl ya ölüm” dedi Mustafa KEMAL!

 

Hemen mücadele zamanı geldi.

İnönü, Dumlupınar, Sakarya’da düşmanı yendi.

30 Ağustos tümüyle düşmanı ezdi.

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” dedi Mustafa KEMAL!

Naim GÖLLEROĞLU

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.