Erzurum Haber - 22 Mayıs 2018, Salı

UZUN HİKÂYENİN BÜYÜK USTASI

4 Temmuz 2017, 16:13

UZUN HİKÂYENİN BÜYÜK USTASI: MUSTAFA KUTLU
“Tiren gider yol gider.
Ömür biter yol bitmez.
Son istasyona gelirsin, oh be bitti işte, dersin.
Bitmemiştir.”
Okumak… Okurken bir dünyadan başka bir dünyaya yol almak, başkalarının hayatlarına ortak olmak… Bir kurgunun içinde bir köşe seçip şahitlik etmek tüm olanlara… Bunların tümü yaşanırken yeni fikirlere kucak açabilen bir okur olmak belki de okumanın en güzel yanı. Bir kitapla ‘bir’ olmak, sayfa çevirirken nefes almak mı acaba işin özü?
Öyküler… Okuma sürecimin yapı taşı, beni kitaplara çeken başkahramanlardan biri. Şevkimi kırmak bir yana, körükleyip heyecan katan. Süreci devam ettirenler ise yazdıklarıyla gönlüme dokunan yazarlar. İşi ‘hayat’, malzemesi ‘insan’ olan derin yüreklere sahip güzel insanlar. İşte onlardan biri… Mustafa Kutlu… Benimle aynı duyguları paylaşan okuyucuların seslerini duyar gibiyim. Mustafa Kutlu’nun eserleriyle hemhal olmuş, üslubunu benimsemiş, öykücülükteki vazgeçilmezliğini kabul etmiş yüzlerce okur…
Mustafa Kutlu, benim oturduğum sıralarda yıllar önce ders dinlemiş, dişlerimi birbirine çarptıran Erzurum soğuğuyla baş etmiş, gezdiğim sokakları gezmiş bir gönül adamı. Bu yüzden kendimi şanslı hissetmiyor değilim. Beni Kutlu’ya ve eserlerine bağlayan sebeplerden biri de bu olsa gerek. Aynı coğrafyayı paylaşmış olmak, aynı kültürün içinde beslenmiş, yetişmiş olmak…
Eserleri Hakkında Kısa Bir Bilgi
Kutlu’nun ilk hikâyeleri Ortadaki Adam (1970), Gönül işi (1974)… Necip Tosun’nun ‘Türk Öykücülüğünde Mustafa Kutlu’ adlı kitabından da yararlanarak ilk kitapların sonradan basılmaya izin verilmediğini öğrendim. Her yazarın yapabileceği gibi doğal olarak Kutlu da ilk eserlerinin basımına izin vermemiş. Diğer öykü kitaplarını ise şöyle sıralamak mümkün: “Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1987), Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995), Hüzün ve Tesadüf (1995), Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (2002), Tufandan Önce (2003), Rüzgarlı Pazar (2004), Chef (2005), Menekşeli Mektup (2006), Kapıları Açmak (2007), Huzursuz Bacak (2008), Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı (2009), Zafer yahut Hiç (2010), Hayat Güzeldir (2011), Anadolu Yakası (2012), Sıradışı Bir Ödül Töreni (2013), Nur (2014)”
Öyküleriyle büyülenip kendimizi bulduğumuz Mustafa Kutlu, kalemini yalnızca öykü türünde kullanmamıştır. Her birinde farklı meselelere değindiği, yol gösterdiği deneme ve incelemelerini ise şu kitaplarda toplamıştır: “Sait Faik’in Hikâye Dünyası (1968), Sabahattin Ali (1972), Şehir Mektupları (1995), Akasya İle Mandolin (1999), Yoksulluk Kitabı (2004)”
Benim Hikâyem
Benim yolculuğum bir ‘Menekşeli Mektup’ ile başladı. Okumaya alışmaya çalışan şevkli bir yolcuydum. Okurken aldığım haz, daha önce rastlamadığım bir akıcılık ile beni kendine çekip almıştı bile. Anlatılan İncila Hanım’ın, postacının hikâyesiydi ve ben o hikâye ile büyülenmeye başlamıştım. Aynı kitap içinde ‘Hacca Gidebilmek’, ‘Kar Üstüne Kan Damlar’ hikâyeleriyle Kutlu’yu tanımaya devam ederken ‘Menekşeli Mektup’u hiç aklımdan çıkaramadım. “Ne zaman leylaklar açsa, nerede bir papatya görse, bir kuş çalıların arasından pırrr diye havalanıp ufka doğru uçarak kaybolsa, kalbindeki kapandı denilen yara kanamaya başlıyor, ak güllerin üzerine kızıl kan damlıyordu.”
Mustafa Kutlu öykücülüğünün en önemli adımlarından biri kuşkusuz ‘uzun hikâye’ türünde eserler vermesidir. Roman ile hikâyenin arasında kalmış, alışılmamış ama sevilmiş ve kabul görmüş bir tür. Roman olabilecek kadar hacimli ama hikâye tadında bir anlatımın var olduğu, kahramanlarıyla, kurgusuyla her iki türden de bir şeyler almış bir anlatı türü… Mustafa Kutlu ile özdeşleştirdiğim ve ondan başkasının bu kadar başarılı bir şekilde ortaya koyabileceğine inanmadığım yeni bir tat..
‘Uzun Hikâye’ ile tanıdım bu arada kalmışlığı. ‘Sosyalist Ali Bey’in yaşadığı ortamdan uzak kalmaya çalışması ama bir türlü bunu başaramamasını anlatır uzun uzun… Vakur duruşuyla uzun bir hikâyenin kahramanı olan Ali Bey ile okuyucu dönemin açmazlarına da şahit olur. Anlatıcı, Ali Bey’in oğludur, en yakınıdır. Bir tren vagonunun bir eve dönüşebildiği umut dolu bir hayatın kitabıdır ‘Uzun Hikâye’… Kısacası, uzun hikâyedir işte…
Ardından bir ‘Mavi Kuş’ kondu pencereme… Onun gerçekten bir kuş olduğunu zannederken yeni bir uzun hikâyenin içinde buldum kendimi. Çarpıcı bir son ile biten bu hikâyeyi Necip Tosun, ‘Türk Öykücülüğünde Mustafa Kutlu’ kitabında şu cümlelerle açıklar: “Tek hikâyelik kitap 211 sayfadan oluşur. Böylece Kutlu sanki seçimini yapmış gibidir. Kitabın girişinde her ne kadar ‘hikâye ile roman arasında bir kitap’ dese de vardığı yer açıktır. Kısa öykünün gerektirdiği ritim, sıkı örgü, dil özeni tam olarak gerçekleşmez. Kitapta onlarca kahraman, onlarca olay- hikâye vardır. Kutlu, Anadolu Romantizmini yansıtan bu kitabında, bir ‘yol hikâyesi’ anlatır.”
Mustafa Kutlu’nun edebi dünyasının bu kadar kabul görmesinin bir başka sebebi ise kuşkusuz bize yakın bir duruş sergilemesidir. O kahramanlarıyla, kahramanlarını yaşattığı ortamla bizi öykünün içine sokar. Özel hayatlara da dâhil oluruz birdenbire… ‘Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı’nı öğreniriz, parke taşlı bir sokaktan geçerken. Ve bir öyküyü bir hüzün ve hüzünlü bir soruyla bitiririz. “Tahir Sami’nin öldüğünden kimsenin haberi olmuyor.
Polis bir süre sonra ailesine haber veriyor.
Dairenin kapısı bir daha kim bilir ne zaman açılmak üzere kapatılıp kilitleniyor.
Sami Bey’in bir ömür verip biriktirdiği kitaplar ne oldu dersiniz?
Ne oldu?”
Bir ‘Sır’ın içinde kaybolurken, ‘Beyhude Ömrüm’ü sürerken, ‘Sıradışı Bir Ödül Töreni’ne katılırken, ‘Kapıları Açmak’ hevesine düştüm. Bu sırada Mustafa Kutlu’yu daha iyi anlar oldum sanki. Her okuyuşta farklı farklı tatlar aldım, her seferinde farklı bir kahramanın yüreğine göz kırptım. Herkesin zaman zaman duymaya ihtiyacı olduğu bir cümleyi okudum, bir kitap kapağında, ‘Hayat Güzeldir’…
‘Hayat Güzeldir’, uzun hikâye değil. Kısa kısa yirmi bir hikâyeden oluşuyor. Yirmi biri de hayatın içinden, insanın yüreğinden… Hayatın güzelliği, verilen değer ölçüsünde. Bir kahramanın yaşadığı kazadan sonraki durumu, hayata bir kat daha fazla değer vermenin, şükretmenin yankısı… “ Kendini topladı. Evet bir kaza atlatmıştı ama çok şükür ucuz atlatmıştı. Bu moral ile gelinciğin kadife yapraklarına dokundu. ‘N’aber güzelim’ diye şakalaştı onunla. Sonra papatyaları, öteki kır çiçeklerini fark etti. Arıları, kelebekleri gördü. Toprağa daha bir dikkatle baktı. Karıncalar, adını bilmediği böcekler bir o yana, bir bu yana gidip geliyor. Toprakta nasıl bir hareket var anlatılmaz.”
Mustafa Kutlu; insanı kuşatan, zamanla bazı duygularını köreltip yok eden teknolojiye sıcak bakmaz. Hemen hemen her hikâyesinde bunu sezdirir. ‘Anadolu Yakası’ adlı kitabında ise bu görüşünü biraz daha açık biçimde ifade eder. Bir Anadolu insanı olan televizyon sahibi Muzo Gönül’ün diliyle elbette: “Sonunda şunu anladım ki bu alet kapitalizmin kendi hükmünü yürütmesi için icat ettiği aletlerden biri. Bir iletişim aleti gibi gözüküyor. Evet bu doğru ama yüzde on. Yüzde doksan bir eğlence aleti. Bir yazarın ifadesi ile ‘öldüren eğlence’”
Necip Tosun’un kitabında (Ekim-2004- Anadolu Yakası henüz çıkmamışken) Kutlu’nun bu tutumu diğer öykülerinden hareketle şöyle açıklanır: “Hele Kutlu’nun bütün öykülerine yansıyan teknoloji karşıtlığı ve modernizm eleştirisi Topçu’nun şu satırlarının yorumudur: ‘Büyük şehirlerimizin etrafını fabrika bacaları ile kuşatmak emelleri ile çılgınlaştığımız son yarım asırda ruh dünyamızda büyük kayıplar verdik.’ (Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, s.77)”
Mustafa Kutlu… Onun hakkında anlatılacak o kadar çok şey var ki benim kalemimin gücünün yetmediği. Benim anlayamadığım o kadar ayrıntı var ki o akıp giden hikâyelerde. Her kitabının bir istasyon olduğu yolculukta herkes tanıdık bildik. Bazıları kendi içimizde yaşattığımız büyük kahraman. İçimizdeki sevginin gücünü kaybetmeden, o yolculuklarda nice dostlar bulabilmek dileği ile…
“Sanatta yapılanlar yüce yaradanı taklit değil tasdik. Ancak irfani olmak şartıyla.”(Anadolu Yakası)

Yazarın Son Yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


*