Erzurum Haber

Slide Slide Slide Slide

Üstü örtülü sır…

Üstü örtülü sır…
566 Kez
17 Şubat 2014 - 11:53

Üstü örtülü sır…

Yağmuru, toprağı, günü, geceyi keşfetmek için yaratılmış, rahmeti yağmurla, anayı toprakla, doğumu günle, karanlığı geceyle nişanlamıştık. Üstü örtülü bir sırrı emanet almıştık.

Kokusu keskindi. Üstü örtülü… Gün ağarırken, kırağı düşmüş ince dallar erirdi onunla… Her yolcunun zihnine gün doğumu olurdu… Üstü örtülüydü… Ademoğlu unuttuğunda bunu, kalbine ayaz, zihnine çığ düşerdi… Kalbine ayaz, zihnine çığ düşmüş bir ademoğlu yaraya merhem, derde deva, söküğe iğne iplik olamazdı.

Yılanlar ve yılancılar… Bir de ibretlik bir halk…

Vakti zamanında yılancılık yapan kimseler vardı. Yılancı ki hayatı yılan avcılığı ve alkışlarla geçerdi. Kim daha iyisini avlayacak, kim daha çok alkış toplayacak diye bir birleriyle yarışırdı yılancılar.

Nasıl ki her yarışın birincisi ve sonuncusu varsa bu yarışın da birincisi olmak büyük bir onurdu. Yola koyuldu Bağdat’ın yılancısı… Yanına değişik kokular, efsunlar, zehirler alıp yola düştü. Yollar uzun, zaman çoktu o dönemler…

Hırsı sabrına ve hevesleri gayretine kılavuzluk ediyordu. En iyisi olmanın tek yolu en büyük yılanı avlamaktı ona göre. Gamdan kurtulmak için gam içiyordu… Görmek için göz yummak, konuşmak için söz yutmak, duymak için sağır olmak gibi karanlığa yürüyordu güneşi ararken. Oysa bilmiyordu… Karda, kışta dağları dolaştı. Döndü durdu, arzularının divanesi gibi. İri bir yılan arayıp durdu. Derken zirvesi bulutları delen bir dağın sırtında ölmüş, devasa bir yılan gördü. Yılanın şekli bile yılancıyı dehşete düşürmüştü. Soluksuz izlemeye başladı yılanı. Yılancı, o şiddetli kış mevsiminde yılan ararken böylesine devasa ölü bir ejderhayı görünce hayretler içinde kaldı. Bir sevinç bir hayret… Dalıp çıkıyordu… Bu ölü ejderha ile halkı da hayrette düşürebileceğini biliyordu. Biliyordu ki halk da bunu bekliyordu…

Yılancı, alkışları toplamak için o ejderhanın kuyruğundan tutup, sürükleye sürükleye Bağdat’a getirdi. Ejderha ile beraber yılancı da sürükleniyordu, sürünüyordu birkaç kuruş para, bir kaç günlük itibar elde etmek için. O çadır direği gibi ejderhayı alıp getirdi.

“Ölü bir ejderha getirdim. Avlamak için ne zahmetler çektim” diyordu. Yılancının gözleri zayıf, aklı kısa, kulakları ve dili yetersizdi. Ölü sanıp yanında getirdiği ejderha, aslında diriydi. Kıştan, soğuktan donmuş diri bir ejderhayı büyük zahmetler çeke çeke, Bağdat’a kadar getirmişti. O maceracı adam, dikkatleri üzerine çekmek için yılanı şehir meydanına bıraktı. Ardından Bağdat şehrinde bir hengâmedir koptu. “Bir yılancı görülmemiş, ürkütücü, acayip bir ejderha getirmiş. Nasıl da avlamış?” diye yüz binlerce insan şehir meydanına toplandı. Halk yılanı görmek için bekleşmeye başladı. Yılancı da etraftaki halk tamamıyla toplansın diye yılanın üstünü örtmüş bekliyordu. Halk, iyice toplansın da elime geçecek para ve itibar çok olsun diyordu sözüm ona akıllı yılancı. Yüz binlerce herzevekil toplandı, halka oldu. İğne atsan yere düşmezdi. Her yaştan, her kesimden, kadın erkek, zengin fakir herkes meydana toplandı. Yılancı, yılanın üstündeki kilimi kımıldattıkça halk, parmaklarının ucuna basıp boyunlarını uzatıyordu. Kilim santim santim açılıyor, halk ise saniye saniye daha da çok heyecanlanıyordu.

Ejderha’yı donduran uzak diyarlarda yaşanan zemheriydi. Zemheri geride kalmış, yüzlerce kilimin, kebenin altındaydı bu defa. Vücudu ısınıyordu her geçen dakika. Yılancı, ihtiyatı elden bırakmamış, onu kalın iplerle de bağlamıştı. Fakat halkın toplanmasını beklerken epeyce bir zaman da geçmişti. Irak güneşi, yılanın üstüne vurdukça vuruyordu. Güneş onu daha da bir  ısıtınca âzasından soğuk ahlât sıyrılıp gitti. Ve ölü gibi duran ejderha dirildi, kımıldamaya başladı. Ölü yılanın kımıldadığını görünce halkın hayreti birken yüz bin oldu. Yılan kuyruğunu kımıldattıkça halk daha da bir dehşete düşüyordu. Yılancı ise halkı ne kadar çok etkilediğini düşünüp keyif alıyor, böbürleniyordu. Tehlikenin farkında değildi. Ve yılan kilimlerin altında doğruldu. Şaşkınlıklarından çığlıklar atarak hep birden kaçışmaya koyuldu izlemeye gelen halk. Ejderha, halkın gürültüsünden çatır çatır bağlarını koparmaya başladı bu defa. İplerin her biri bir yana düştü. İplerini koparıp kilimin altından sıyrıldı. Bir de ne görsünler, aslan gibi kükreyen çirkin, ürkütücü bir ejderhaymış bu.  Kaçarken halk birbirini ezmeye başladı. Birçok kişi ayak altında kaldı, ezildi, öldü. Ezilip ölenler o kadar çoktu ki yüzlerce kişiden oluşan yığınlar meydana geldi. Yılancı ise ben meğerse dağdan, ovadan ne getirmişim diye korkudan ve şaşkınlıktan yerinde dona kaldı. Ve ejderha yılancıyı bir lokma ediverdi. Sonra da bir direğe sarılıp kendisini sıktı, karnında herifin kemiklerini çatır, çatır kırdı.

Ademoğlu, halkın alkışına, yılanın heybetini kullanarak ram olursa kaybeder. Nasıl ki rüzgâr, Süleyman’ı yüklenip taşıyabiliyorsa, deniz nasıl ki Musa ile konuşabiliyorsa, yolu dosdoğru yol olana da ateş, İbrahim’e ağustos gülü olduğu gibi gül olur. Karun olunca kişi, toprak onu yılan gibi sömürür ve yutar.

Kardeşim, sen dosdoğru yolda ilerler isen cemiyet Hannâne direği olur sana.

Nefis, bir ejderhadır. Hırs bir ejderha. Arzular ve hevesler ejderha… Mürayi olma, o bir ejderha. İtibar bir ejderha. İltifat, bir ejderha. Yer gösterirler sana, o bir ejderha. Şan şöhretin varsa, ikram ederler sana, o bir ejderha. Ölü sanırsın bazen. Oysa ölmez bu ejderha… Ayazda don tutmuştur, hepsi o. Bu ejderhayı ayrılık karı içinde tut mutlaka. Alkışlara ram olup Irak güneşine getirme. Ejderhayı mat etme, mat olmaktan emin ol.

Hulâsa yılancı ejderhayı getirmeyecekti. Korkunç şey, sıcak havada kendine gelince, önce yılancıyı sonra halkı lokma etti kendine.

Rabbim hepimize ve siyaset ehline bu seçim zamanı idrak gücü, irfan ve feraset versin, yardım etsin.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.