Erzurum Haber

Uluslararası Hace Muhammed Lütfi sempozyumu başladı

Uluslararası Hace Muhammed Lütfi sempozyumu başladı
911 Kez
25 Nisan 2013 - 16:15

Atatürk Üniversitesi öncülüğünde düzenlenen Uluslararası Hace Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe Hazretleri) sempozyumu Atatürk Üniversitesi Kültür ve Gösteri Merkezi’nde başladı.
Atatürk Üniversitesi Kültür ve Gösteri Merkezi’nde Geleneksel Türk İslam Sanatları ve El İşi Sergisi açılışıyla yapılarak serginin gezilmesinin ardından sempozyum başladı. 2 gün sürecek olan Uluslararası Hace Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe Hazretleri) sempozyumu 4 oturum şeklinde gerçekleşecek. Uluslararası sempozyumda sunum yapmak için 138 kişinin başvuru olduğu ancak, bunlardan 122’sinin kabul edildiği ve aralarında Azerbaycan, Moğolistan ve Kırgızistan’dan akademisyenlerinde bulunduğu toplam 122 akademisyen çeşitli sunumlar yaparak Alvarlı Efe Hazretleri anlattılar.
Atatürk Üniversitesi Kültür ve Gösteri Merkezi’nde düzenlen Uluslararası Hace Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe Hazretleri) sempozyumuna Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Av. Ahmet Küçükler, Ak parti Erzurum Milletvekili Dr. Cengiz Yavillioğlu, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Erzurum İl Müftüsü Yakup Arslan, Atatürk Üniversitesi Dekanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Atatürk Üniversitesi Kültür ve Gösteri Merkezi’nde düzenlen Uluslararası Hace Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe Hazretleri) sempozyumu, istiklal marşı ardından saygı duruşu ve Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesinin hazırladığı “Efem” isimli belgesel filmin gösterimi yapıldıktan sonra açılış konuşmaları ile başladı.
Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, açılış konuşmasında Erzurum ve Türk İslam aleminin yetişmiş değerli alimlerinden biri olan Hace Muhammed Lütfi (Alvarlı Efe Hazretleri) anma sempozyumunda bulunmaktan mutluluk ve memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Av. Ahmet Küçükler, ”Şehirler orada bulunan orada yaşayan ve yaşamış olan insanlarla kıymet buluyor ve değer kazanıyor. Erzurum tarihinden beri kültür ve medeniyet şehridir. Erzurum’da vefat eden büyük zatlar olduğu gibi bugün de hala yaşayan güzel nesiller barındırmaktadır. İşte bunlardan biri de bugün sempozyuma konu olan çok kıymetli insan Alvarlı Efe Hazretleridir. Biz hayatına yetişemediğimiz için kendimizi çok şanssız hissediyoruz .Alvarlı Efe hazretleri İslam medeniyetinin devam etmesi ve daha yücelebilmesi için hayatı boyunca mücadele vermiş bir insandır.” dedi.
Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak yaptığı açılış konuşmasında Erzurum’un geçmişten gelen bir geleneğini yaşatmak arzuyla böyle bir sempozyumu düzenlediklerini ifade etti.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, ”Bir gönül insanını anmak onun fikir ve düşüncelerini yaymak üzere buradayız. Alvarlı Efe Hazretleri gibi gerçekten toplumun dinamiklerini iyi fark etmiş nakış nakış önce kendini gönlünü sonra sevenlerinin gönlüne ve sonra da kendisinden sonraki insanların gönlüne bunları işlemek için emek harcamış gönül sultanı Alvarlı Efe Hazretlerinin bu toplantısının hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.” dedi.
Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz konuşmasında Atatürk Üniversitesi’nin Efe Hazretleri ile ilgili bir sempozyum düzenlemesi gerçekten manidardır ve şayana takdir olduğunu ve sempozyumu düzenleme aşamasında emeği olan herkese teşekkür ettiğimi söyledi.
Açılış konuşmalarının ardından katılımcılara, Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk, Büyükşehir Belediye Bakanı Ahmet Küçükler ve Atatürk Üniversitesi Rektörü prof. Dr. Hikmet Koçak tarafından çeşitli hediyeler verildi.
Açılış konuşmalarının ardından sempozyuma geçildi. Sempozyum yarın da devam edecek.
ALVARLI MUHAMMED LÜTFİ KİMDİR?
Nakşibendî büyüklerinden. 1868 (H.1285) târihinde Erzurum’un Hasankale ilçesine bağlı Kındığı köyünde doğdu. Babası Hâce Hüseyin Efendi, annesi, Seyyide Hadîce Hanımdır. İlk tahsîlini babasından aldı. Sonra Erzurum’daki tanınmış bâzı âlimlerin derslerine devâm etti. 1890 yılında Hasankale’nin Sivaslı Câmiine imâm oldu. Aynı yıl babasıyla Bitlis’e giderek Muhammed Küfrevî hazretlerine talebe oldu. Bâtınî ilimlerde ilerledi. Her gün iki saat hocasının sohbetinde bulunurdu.
Efe hazretleri anlatır: Bir gün sohbetten sonra hazret-i Pir dışarıya çıkmışlardı. Ben de kendimde olmaksızın kapıya yöneldim. Odadan dışarı çıktığımda hazret-i Pir’i bir kolunda büyük oğlu Şeyh Abdülhâdî, diğer kolunda Şeyh Abdülbâkî hazretleri olduğu halde sofada ayakta bekler gördüm. Elleriyle yaklaşmamı emrettiler. Yanına vardığımda mübârek ellerini şakaklarıma koyup öyle bir nazar ettiler ki, başımArşa değdi sandım.”
Muhammed Lütfi Efendi, bu nazarla bilinmeyen, anlaşılmayan derecelere kavuştu. Ertesi sabah Pîr-i Küfrevî hazretleri kendisini halîfe seçtiğini ve halkı irşâda memur ettiğini bildirdi. Böylece icâzetini (diploma) aldıktan sonra bir müddet daha Sivaslı Câmiinde göreve devâm etti.
Sonra tâyini Erzurum’un Dinarkom köyüne çıktı. Burada iken 1916’da Rusların doğuda Van, Muş ve Bitlis’i ele geçirmeleri üzerine Erzurum’a geldi. Rus istilâsının devâm etmesi ile Tercan’ın Yavi Köyüne gitti. Burada bir taraftan imâmlık yaparken diğer taraftan gönlüne girdiği herkesi Rus zâlimlerine karşı silahlandırdı.
1917’de Rusya’da bolşevik ihtilâlinin vukû bulmasından sonra Ruslar, Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarınıErmenilere vererek onları mâsum ve savunmasız Türkler üzerine kışkırttılar. Ermenilerin hedefi, Doğu Anadolu’yu da içine alan büyük Ermenistan devletini kurmaktı. Bunun için Türk ve Müslüman olan halkın bölgeyi terketmesini istiyorlardı. Bu gâyeleri tahakkuk ettirmek üzere görülmemiş bir kıyım ve imhâ hareketine başladılar. Beşikteki bebeklere ve yatalak hastalara varıncaya kadar öldürdüler. Bâzılarını câmi, ev ve ahırlara toplayarak sonra ateşe verdiler. Bu mezâlim, doğudan batıya doğru büyük bir göç dalgasının başlamasına sebep oldu.
Ermenilerin bu insanlık dışı fiillerine karşı, Muhammed Lütfî Efendi, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfrezeyle harekete geçti. Önce Oyuklu köyü yakınındaRusların karargâh deposu olan ve Ermenilerin elinde bulunan bir silah deposunu bastı. Bu silah ve malzemeleri Haydari Boğazı’ndaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna ulaştırdı. 12 Mart 1918’de Türk ordusu ile birlikte Erzurum’a girdi. Ancak aynı gün babası Hâce Hüseyin Efendi şehîd düştü.
Doğu’nun Ermeni mezâliminden kurtarılmasından sonra tekrar Hasankale’ye döndü. Kendisine Hasankale müftülüğü teklif edildi ise de kabûl etmedi. Bu sırada Alvar köyü insanlarının ısrarlı istekleri üzerine oraya yerleşti. Bundan sonra halk arasında”Alvar İmâmı” ve “Efe hazretleri” ünvanıyla tanındı. Bir Nakşibendî-Hâlidî şeyhi olarak 1939’a kadar bu köyde, bu târihten sonra da Erzurum’da halkı irşâd ile meşgûl oldu. 1947, 1949 ve 1950 yıllarında olmak üzere üç defâ hacca gitti. 12 Mart 1956’da vefât etti. Cenâzesi Alvar köyüne götürülerek oraya defnedildi.
Efe hazretleri, İslâmiyetin aleyhine cereyanların geliştiği ve pekçok müslümanın perişan olduğu o günlerde dertlerini daha çok şiirle dile getirdi. Onun Arapça, Farsça ve Türkçe yazdığı bu şiirleri ölümünden sonra oğlu Seyfeddîn Mazlumoğlu tarafından derlenerek Hulâsâtü’l-Hakâyık adıyla yayınlandı. Şiirleri ve gazelleri incelendiğinde, Allahü teâlânın aşkı ve Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem sevgisiyle dolu olduğu görülmektedir. Hac ettiği günlerden birinde Rabbine şöyle yakarmaktadır:
Alîl, zelîl bu yollara düzüldük
Hakîr fakîr denî râha süzüldük
Hâlimiz ne olur ya Rab üzüldük
Ey keremler kânı huccâcı affet
Rahmet-i Rahmân’a muhtâcı affet!
Gönderdin Habîb’in âleme rahmet
Sen eyledin bizi Habîb’e ümmet
Senden özge kimden görek merhamet
Ey keremler kânı huccâcı affet,
Rahmet-i Rahmân’a muhtacı affet.
Hürmet-i Ahmed’e bağışla bizi
Âl-i Muhammed’e bağışla bizi
Vüs’at-i rahmete bağışla bizi
Ey keremler kânı huccâcı affet,
Rahmet-i Rahmân’a muhtâcı affet.
Efe hazretlerinin huzûruna girenler büyük bir ferahlık duyarlar ve mânevî bir lezzete kavuşurlardı. Onu görmek için; içlerinde paşalar, bürokratlar, müftüler de dâhil olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelirdi. Onu gören, tanıyan herkes kendisinin Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklandığını ve her hâlini O’na uydurduğunu söylerlerdi.
Talebelerine dâimâ kalp kırmamak husûsunda telkinde bulunurdu:
Ol fakîr ki, yüzen bakar
Gözlerinin yaşı akar
Mümin olan kalb mi yıkar
Boynuna la’net mi takar
Sakın incitme bir cânı
Yıkarsın Arş-ı Rahmân’ı
Bilirsin haram helâli
Bilirsin sevab vebâli
Aman olma lâ-übâli
Terk eyle boş kîl-u-kâli
Sakın incitme bir cânı
Yıkarsın Arş-ı Rahmân’ı
Bu dünya seni terk eder
Devletin hep elden gider
Ölüm bir gün kabre güder
Biri sürer biri yeder
Sakın incitme bir cânı
Yıkarsın Arş-ı Rahmân’ı.
Misâfirperverdi. Herkesi severdi.Zâviyesinde her gün en az yirmi misâfir bulunurdu. Misâfirleri uzaktan geldiyse, gece evinde ağırlar, sabah kahvaltılarını verir, dertlerini dinler ve uğurlardı. Altmış sekiz sene misâfirsiz bir sofraya el uzatmadı.
Dünyâyı hiç sevmezdi. Dünyâ malıyla hiç ilgilenmedi. Doksan senelik hayâtında taş taş üstüne koymadı. Bir evi yoktu. Cenâb-ı Hakka hamdederek; “Elhamdülillah, tapuda kaydım dünyâlık bir şeyim yok. Babam bu dünyâya bir çivi çakmamıştı. Benim de bir çivim yok.” derdi.
Şenper-i zenburi değmez bu cihan kâşânesi” (Bu cihanın saltanatı bir sinek kanadına bile değmez) sözü dikkate şâyandır. Yine dünyânın boş olduğunu şu mısrâları ile dile getirmektedir.
İster allan güller gibi her seher
Âhiri ölümdür hayâldesin
İster olsun hazinende dür, güher
Âhiri ölümdür ne hayâldesin.
İster emirâne kur taht-ı revân
Şâhâne üstünde kurul nev-civân
Hüsrev gibi her gün eyle bir dîvân
Âhiri ölümdür ne hayaldesin
İsterse bu dünyâ hep senin olsun
Şân ü şöhret şerâfetinle dolsun.
Halk-ı zemân hep emrinde bulunsun
Âhiri ölümdür ne hayaldesin.
Herkese, bilhassa hasta ve düşkünlere karşı çok merhamet ve şefkatli idi. Fakir ve yoksullara hiç beklemedikleri anda yardım eder onların ne halde olduklarını kendilerinden iyi bilirdi. Birçok fakire fırınlardan ekmek göndererek günlük ihtiyaçlarını karşılardı. İhtiyacından dolayı huzûruna gelenler, derdini söylemeden, kendisi Allahü teâlânın izniyle onların isteğinin ne olduğunu anlar ve ihtiyaçlarını giderirdi.
Çok cömert idi. Herkes ve bilhassa varlıklı kimseler kendisine hediyeler gönderirdi. Fakat o bunlara hiç elini sürmezdi. Bunları minderin altına kor, evlenmek isteyenler, borcunu ödeyemeyenler ve cenâze masrafları vs. gibi sebeplerle kendisine gelenlere dağıtırdı. En büyük zevki hediyeleri lâyık olduğu yere ulaştırmaktı. Bâzan sohbetleri esnâsında üzerindeki en büyük parayı ortaya çıkardıktan sonra, çevresinde bulunanlara da; “Şuraya biraz para koyun!” derdi. Etrafındakiler de paralarını koyduktan sonra bunları toplatır, mahallin ileri gelenlerine veya muhtarına ihtiyaç sâhiplerine ulaştırmaları için gönderirdi.
Efe hazretlerinin en çok sevdiği işlerden biri de ilim talebelerine yardım etmekti. İlme, irfâna çok önem verir, Erzurum’da medreselerde okuyan talebelere maddî mânevî yardımlarda bulunurdu. Alvar’da bir medrese kurarak gelenlere Kur’ân-ı kerîm ve fıkıh dersleri verdi.Bir zamanlar dindarlara, Kur’ân-ı kerîm okuyanlara ve okutanlara karşı düşmanlık gösterilmesi sebebiyle, Efe hazretleri de İslâmiyetin emirlerinin unutulmaması için fevkalâde gayret gösterdi. Onun emri ve izni ile köylerde Kur’ân-ı kerîm okutan hocalara en ufak bir zarar erişmedi.
Erzurum eski müftülerinden Solakzâde Sâdık Efendi, Efe hazretlerine muhâlif hareket ederdi. Sâdık Efendi bir gece rüyâda Efe hazretleri etrâfında talebeleri ile zikir ve sohbet ediyorlardı.Yalnız etrâfında bir kişilik boşluğun bulunması dikkatini çekti. Sabahı zor etti. Acele ile Efe hazretlerine gelerek rüyâsını anlattı ve ondan tâbirini istedi. Efe hazretleri gülümseyerek: “Siz daha iyi bilirsiniz, müftüsünüz.” dedi.
Sâdık Efendi daha fazla bekleyemedi. “Beni bendeliğe kabûl ediniz, efendim!” diyerek Efe hazretlerinin ellerine yapıştı. Bu bağlılık ve seâdet günleri uzun sürmedi. Ancak Efe hazretleri kısa zaman sonra vefât etti. Cenâzesinde Solakzâde’nin ağlamaları Erzurum’da bir destân oldu.
Eski Çat müftüsü Hâlis Hoca, Efe hazretlerinin yanına ilk defâ geliyordu. Bir ara Efe hazretleri şerbet içerlerken; “Eğer Efe içtiği şerbetin yarısını bana verirse, yanında kalacağım.” diye içinden geçirdi. Bu sırada Efe hazretleri de bardağı yarılamıştı. Durdu ve; “Yarısı oldu mu?” diye sorduktan sonra bardağı kendisine uzattı. Hâlis Hoca bundan sonra 15 yıl devâmlı Efe hazretlerinin yanına gidip geldi.
Efe hazretleri bir defâ hacdan dönüşte yolu İstanbul’a uğradı. Yakınlarından birisine de Erzurum’a birinci mevkîden bilet almasını tenbih etti. Bileti alacak kimse unutup gecikti.Trenin hareketine az bir zaman kala istasyona gelen yakını birinci mevkiin tamâmen dolu olduğunu öğrenince büyük bir üzüntüye düştü. Sonra birinci mevkî vagonuna binerek dolaşmaya başladı. Kompartımanın birisinde iki kişi oturuyordu. Onlara; “Siz iki kişisiniz, muhterem ve yaşlı bir zât da Erzurum’a gidecek. O da yanınıza oturabilir mi?” diye sordu. “Kim o?” dediklerinde; “Alvarlı Hoca, Muhammed Lütfi hazretleri.” cevâbını verince, onlardan; “Zâten biz bu yeri ona ayırdık, onu bekliyoruz.” cevâbını aldı.
Mübârek Ramazan Bayramı, Erzurum mes’ûd ve bahtiyar günlerinden birini yaşamaktadır. Herkes birbirinin bayramını tebrik etmekte, hastalar ziyâret edilmekte, çocuklar sevindirilmektedir. Efe hazretlerinin dergâhının önü de sanki ana baba günü. Elini öpüp, hayır duâsını almak isteyenler yarış hâlindeler. Bu sırada Efe hazretlerinin, bayramını tebrik edenlere karşı söylediği sözler yıllar yılı herkesin dilinde tatlı bir nağme gibi söylene geldi.
Mevlâ bizi affede
Bayram o bayram olur
Cürm ü hatâlar gide
Gör ne güzel ıyd olur.

……………

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.