Erzurum Haber - 10 Aralık 2018, Pazartesi

TÜRKİYE KANATLARINIZIN ALTINDA

21 Şubat 2017, 14:13

‘Hayırlı bir evlat’ olarak tanıdım onu önce. Okumaktan en çok hoşlandığım yazarlardan birinin evladı olarak tanıdım. Gerek eşten dosttan duyduğum kadarıyla gerek kitaplarından gerekse bazı televizyon programlarından onu biraz olsun tanıma fırsatı buldum.

Ümit Meriç… Hepimizin hayranlıkla okuduğu, çok şey öğrendiği Cemil Meriç’in kızı. Onun kızı olmaya da layık olduğunu defalarca ispat etmiş bir sosyoloji profesörü… Hayatının belli bir dönemden sonra bazı düşüncelerini değiştirmiş, yeni düşünceleriyle yepyeni bir hayata başlamış. Bunun üzerine de hepimize bu tecrübelerini aktarmak için bir kitap yazmış. “İçimdeki Cennete Yolculuk”… Ama bu ay değinmek istediğim başka bir eseri ellerimde ve bir an önce sizlerle buluşmayı ümit ediyor.

Türkiye Kanatlarınızın Altında… Her şeye biraz genel bir bakış açısıyla yaklaşmak için bu kitabı yeğledim. Çünkü bu kitap onlarca konu hakkında onlarca yeni bilgiler aşılayacak hepimize. Kitaba biraz yapı özelliklerinden başlayarak yer yer içeriğine değinmek isterim…

Kitap altı bölümden oluşuyor. Her bölüm farklı konularla farklı bildirimleri bize sunuyor. Ümit Meriç’in zaman zaman yaptığı konuşmalar kitabın içerisinde yer buluyor.
İlk bölüm, ‘Doğu’dan Batı’ya Uzanan Tek Yarımada’ adını taşıyor ve dört konuşmayı içerisinde barındırıyor. Hemen ikinci konuşmada –Milli Örf ve Adetlerimiz- güzel bir temenniyi şöyle dile getiriyor Meriç: “ Temennimiz, tıpkı eskiden Çin’in Hint’in, Arab’ın, İran’ın, Doğu Roma’nın yaşamaya layık gördüğümüz taraflarını alıp büyük Osmanlı ruhu içinde eritmemiz gibi, çağdaş Batı’yı da tanıyarak, bilerek; ama ayıklayarak, insana mutluluk ve refah veren taraflarını almamız ve onları dünkü Osmanlı’nın reddettiğimiz maddi ve manevi mirası içinde eriterek, yarınki Türkiye’yi kurmamız yolundadır.”

Bu bölümün üçüncü konuşması ise Sosyolojik Açıdan Kılık Kıyafet ve İslam’da Örtünme ismiyle bizi direkt kendine çekiyor. İslam’ın ışığını Sosyolojik bilgilere tutarak bize aradığımız birçok sorunun cevabını veriyor. Tarih boyunca neden ve nasıl örtündüğümüzü bizlere anlatıyor, hatırlatıyor. “İnsanın elbiseleri bir manada onun evine benzetilebilir. Elbise, insanın ‘ilk evi’dir, şahsına mahsus bir evdir; çünkü insan önce elbisesinin içinde, sonra evinde oturur.”

İkinci bölüm, ‘Türkiye ve Sosyal Bilimler’… Meriç bu bölümde Türkiye ekseninde sosyal bilimlerin önemini vurguluyor. İkinci konuşmasında bize Ahmet Cevdet Paşa’yı hatırlatıveriyor. Cevdet Paşa’nın sosyolojik anlamda bizlere ne kadar yararlı olduğuna değinip, bizleri uyarıyor. Bize tarihimizin öneminden bahsederek bize önerilerde bulunuyor. Uygulanmasını ümit ederek…: “Osmanlı tarihi bizim tarihimizdir. Ona sahip çıkmamız, onu bilmemiz, keşfetmemiz ve beşer tarihi içindeki yerine oturtmamız gerekmektedir. Ancak bu şekilde ulusal kimliğimiz ve uluslar arası ilişkilerdeki yerimiz aydınlanacak, geçmişteki kimliğimiz ‘değişerek ama yine de aynı olarak’ yarınlara uzanabilecektir. Bugün yeni Cevdet Paşa’lara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.”

Başımızın sürekli bir şekilde döndüğü Türkiye’de başımızı döndürenleri izlerken, üçüncü bölüme ‘Dünya Dönerken Türkiye’ adının verildiğini gördüm. Hafifçe bir tebessüm ettim ve gerçekten de tüm dünyanın döndüğünü üzülerek anımsadım. Üç konuşmadan ibret olan bu bölüm ağzımda minik tatlar ve kafamda unutamayacağım bilgiler bırakarak akıp gitti. İçinde olup da farkında olmadığımız birçok şeyi gözler önüne serdi. “İnsanla insan arasındaki ilişkiler, aile içinde, komşu ve dostlar arasında azalmış, geleneksel kültürümüzün ana taşıyıcılarından biri olan ‘sohbet’ kesilmiş; ‘sedir’in yerine ‘koltuk’ oturtulmuş; sıcak, birincil ilişkiler gerilemiş ve insanımız bir ölçüde kalabalıklaşan toplumun ortasında, kendi evinde bile yalnız bırakılmıştır.”

Dördüncü bölüm, en geniş bölüm. Hepimiz için belki de en önemli konulardan biri olan bu bölüm ‘Her Aile, Bir Ağaç’ isminde… İnsanların yaptığı hatalarda, kazandığı başarılarda, yaşama biçiminde her zaman dayandırdığımız kurum olan aile… Bölüm yedi konuşmayı bünyesinde barındırıyor. Aile kelimesinin kökeninden İslam’da aileye, değişimlerin içindeki ailelerden çocuklara ve kadınlara. Kısacası aile üzerine konuşulabilecek birçok şey şey konuşulmuş ve bu kitapta avuçlarımıza toplanmış.

Beşinci bölüm, ‘Türkiye’den İnsan Manzaraları’… Meriç bu bölümdeki iki konuşmasının birinde kadınları, diğerinde ise özürlülerden söz ediyor. Otuz sekiz yaşında gözlerini kaybeden Cemil Meriç’ten de bahsediyor elbette. Onunla geçirdiği zamanlardan örnekler sunuyor. Görmeyen biriyle yaşayan ve ona sürekli tanıklık eden biri olarak tecrübelerinden bahsediyor. “Babam, yanında ‘kör’ kelimesi telaffuz edildiğinde, öfke girdaplarından utanç kuyularına düşerdi. Çocukluğumda bir kaldırım çıkışını hatırlatmakta geciktiğim için köstekleyen babamın duyduğu infiali nasıl yatıştıracağımı bilemezdim. Babamın kara gözlüklerinden ilk genç kızlık yıllarımda, karşıdan gelenlerin yapışkan bakışları yüzünden, rahatsızlık duyardım”

Ve son bölüm olan altıncı bölüm, ‘Bu Şehr-i İstanbul’… Meriç bu bölümde İstanbul’un bir asır boyunca oluşan nüfus yapısından (hangi asır?), İstanbul’da gençlikten, İstanbul’da kadınlıktan söz açıyor.
Kitap bitiyor; uzun, çetrefilli ve bir o kadar da bilgiyle yoğrulmuş sayfalar tükeniyor. Ümit Meriç son zamanlarda tanıdığıma memnun olduğum nadir insanlardan. İleride diğer kitaplarından da bahsedene kadar, Türkiye Kanatlarınızın Altında…

Yazarın Son Yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


*