Erzurum Haber

Şehir ve Davet…

Şehir ve Davet…
423 Kez
11 Aralık 2012 - 9:40

Şehir ve Davet…

 

Kıymetli kardeşim selam ve hürmetle,

Kaskatı bir sokağın nazıyla oynadığım için değil bilakis senin masumiyetini kör bıçakların altına atamadığım için sesleniyorum, avuçlarımda dua dua terlemiş umutlar var diye sesleniyorum, bir Hebbar’ı bile affeden peygamberin var diye sesleniyorum, inatçı şarkıları artık karanlıkta uyuyan çirkinler için söylemiyorum, sana sesleniyorum, sırattan geçerken düşerim diye, kaf dağında boşa didişme diye sana sesleniyorum…

Bu gece belki… Belki de her gece ay ışığında gümüşten bir şehirde geziyorum. Çelimsiz umutlar kuruyorum her adımda, adım adım kuruyorum. Ve her adımda nutkum tutuluyor nedense. Susuyorum susuyorum… Yağmur yağıyor her defasında, usanmışlık yağıyor yakışmasa da ıslanıyorum. Ey sevgili, dua ediyorum yine bu gece, belki de her gece, avuçlarım da benim kadar sayıklıyor. Yokluğunun zindanından firar etmeye çalışıyorum lakin kaçış yolu yine zindana çıkıyor.

Bir şehir görüyorum uzak ve yakın semtleriyle selam yollayan.

Bir şehir görüyorum sakin… Ve ferasetiyle yolcusunu bekliyor veya bir yolculuğa hazırlanıyor sevgilisini kıyamda bekler gibi

Ey bu şehrin sevgilisi… gözleri üzgün, elleri dua kokan, yanakları ıslak ve bir yolculuk için ayaklanmaya hazır sevgili…

Ben de sana hazırlanıyorum…

“Ben de bin yıldan beri kör şehirlerin kör nehirlerinden ve kör şehirlerin bittiği kör nehirlerin birleştiği deodorant kokan bir çöplükten kurtulmak adına sana hazırlanıyorum.”

Gözleri için yaptırılmış zindanların paslı zincirlerini ataların nasıl törpüledi hatırladın mı ? İnanarak…

Kıymetli kardeşim gör ve inan. Bu şehrin ufkuna çekilmiş demirden bir perde var her an. Ben sana durulanmış emanet kelimelerle gelince, sen de içemediğin gün ışığına ve kucaklayamadığın gök yüzüne hasret bu halinle, kokuşan bu seraplara aldanmayarak hilenin memurlarını kahredeceksin vallahi…

Artık varlığına ve ötelere işaret ederek, ontolojik direncine galip gel… Artık bu şehrin soluk borusuna kaçmış her çiğnenmemiş çiğ kelimeyi çıkartıp şehri cana getirme zamanıdır. Artık bu çehresi morarmış şehre, bu çırpınan lakin ses çıkaramayan şehre, boğulmak üzere bu şehre nefes ol…

Soluk borusuna haset kaçmış, boğulmak üzere… Kulaklarını kibirden bir kir kaplamış seni duymuyor. Gözlerini efsunlamışlar gerçekleri görmüyor bu şehir… Oysa sen kardeşim nefes ol bu şehre hayata dönsün, bir ses ol kulaklarına duysun da sana dönsün, efsunlarını dağıt hilekarların saklı kalan her hile aşikar olsun… Ey kardeşim, seninle gecelemeli bu şehir, güne seninle başlamalı ne olursun…

Kıymetli kardeşim, dedenden sana miras, senin birçok emanetin var. Her işin inceliklerine, ilmin ve teknolojinin kaynaklarına inmeli ve erişebilmelisin. Buna hizmet eden senin fetanetin var. Sermayesi sabır olan, fiilen katkı sağlamana müsebbip bir dirayetin var. Seni insanlarla kaynaştıran, yakınlık kurduran, sağlam bir toplumsal hayatın kurulması ve güçlendirilmesi için vazgeçilmez bir muhabbetin var. Senin cesaretin var, fütüvvetin var, icabetin, ismetin, hikmetin, cevdetin, himmetin, nezafetin, safvetin, sehâvetin, ülfetin, beşaşetin var…Senin çok daha fazla emanetin var kardeşim…

 

Şimdi ise bir davetin var…

 

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.