Erzurum Haber

Medeniyetin Şarkısı bir gece yolculuğu

Medeniyetin Şarkısı bir gece yolculuğu
425 Kez
25 Şubat 2013 - 11:43

Medeniyet Şarkıları / Mavi Şehir

Medeniyetin Şarkısı bir gece yolculuğu

Bugün seninle bir medeniyetin bitmeyen şarkısından bahsederek o şarkı ile şekle girip sükunetle serildiğimiz yerde kuruyacağız. Safiyullah ile başlayıp Neciyullah, Halilullah, Kelimullah ve Ruhullah ile devam edeceğiz. Hâtem-ül Enbiyâ olan Habibullah’a varıp onu takip ederek medeniyetimizin şarkısını söyleyeceğiz.

O, yürüdüğü zaman hep sükunetle yürür,  ömrü boyunca bir adamı bile azarlamazdı kıymetli kardeşim.  Hiçbir zaman kahkaha ile gülmez, daima tebessümle yetinirdi. Habibullah, bir şeyden hoşlanmadığı zaman, başkalarının yanında onun aleyhinde söz söylemez, susardı. Ashap da onun bir şeylerden hoşlanmadığını susmasından anlardı. Kainat güneşi, evinden çıkarken herkes ona saygı göstermek amacıyla ayağa kalkmak istese o buna izin vermezdi. Bir meclise gittiğinde özel bir yer seçmez, boş bulduğu yere otururdu. Arkadaşlarıyla birlikte otururken bir yabancı onu diğerlerinden ayırt edemezdi.

Selam ve hürmetle kıymetli kardeşim,

Kıymetli kardeşim, bizim medeniyetimiz her gece bir rüyanın yolcusu yapıyor gönüllerimizi. Biz her gece, bir gece yolculuğuna çıkmakla başlıyoruz medeniyetimizin şarkısını söylemeye. Bizim gece yolculuklarımız Yusufça bir rüya gibi veya Osmancık rüyası gibidir. Fethin habercisi Akşemseddin’in rüyasını görmekle başlıyor gece yolculuklarımız. Bizim medeniyetimiz; rüyasını görmeden sefere çıkmayan Yavuzlarla aynı halkada bir muhabbettir.

Yine dün gece, bir gece yolculuğuna çıkmıştım. Garip ama ilk defa gittiğim bir dağda yürüyordum. Rüyamda nasılsa bu ilk defa gördüğüm dağın adını biliyordum. Lübnan Dağında bir mağarada başı toz içinde, bembeyaz saçları zayıf narin vücutlu,  durmadan namaz kılan bir Allah dostu gördüm. Namazı bitirince ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra tekrar namaza durdu. Biraz bozuldum. Lakin mazur görmem gerektiğini bilerek bekledim. Epey bir zaman namazda kaldı. Bitirince sırtını bir taşa yaslayıp tespihe başladı. Anlam veremiyordum, tavrı garip gelmişti. Benimle konuşmuyordu. Bir ara ben “Allah sana rahmetiyle muamele etsin, benim için de Allah’a dua eder misin” dedim. Başını nihayet kaldırdı ve bana baktı bir süre. Onaylar gibi salladı başını ve “Allah yakınlığı ile sana yakın olsun” karşılığını verdi. Rüyamda onunla sohbet etmek için çok ısrarcıydım. “Biraz daha dua eder misin” diye rica ettim. Bu sefer şu açıklamayı yaptı “Oğulcuğum! Allah kimi kendine yaklaştırırsa, ona dört özellik verir: geniş ve güçlü akraba ilişkileri olmadığı halde bir izzet, talepsiz bir ilim, malsız mülksüz bir zenginlik ve tanışmadıklarına karşı da bir ünsiyet.”  O vakit bana soğuk davranan bu kişinin ettiği kısa duanın aslında ne denli derin manalar içerdiğini anlamıştım. Adeta söyleyecek söz tükenmişti. Ne deseydim acaba veya daha başka ne isteseydim… Bilemedim. İstenecek fazla bir şey kalmamıştı müsaade istedim ve mağaradan çıkıp yürümeye devam ettim. Gece uzundu, yolculuk daha uzun…

Sonra yol ortasında bağırıp çağıran bir gençle karşılaştım. Genç biraz dağınıktı, sarhoş gibiydi. Sağa sola bağırıp “benim kadar ilim sahibi yok mu” diye sesleniyordu. “Meczup işte, serseri gibi insanları rahatsız ediyor” diye içimden geçiriyordum. Onu biraz azarladım ve şöyle söyledim. “sen ne biliyorsun da sağa sola bağırıp duruyorsun”. O da bana “ben de bir şeyler biliyorum elbet, istersen sorabilirsin” dedi. Garip olan rüyamda Lübnan dağından bir anda inmiş, rengarenk sokakları olan bir şehirde bir sokağın başına gelmiştim. Gece yolculuğu bu. Yorulmak nedir bilmezsin. Zaman nasıl geçer anlamazsın. “O halde söyle bakalım, insanların en az şükredeni kimdir?” diye sordum ben de.

Şöyle anlattı:”En az şükreden insan, başına bir bela, musibet gelecek iken Allah tarafından affedilip o bela ve musibeti başkasının üzerinde görüp, belaya uğramış o kimsenin halinden ibret almayı ve o belanın kendi başına gelmediği için de şükretmeyi bırakan, tembel tembel oturan, aklı fikri oyun ve eğlencede olan kimsedir.”

Bağırıp çağıran, benden azar işiten o gencin bu sözlerinden sonra ateşte pişmiş kızgın bir demiri yutmuş gibi oldum. Oradan uzaklaştım. Sanki alınmıştım, üzerime almıştım bu sözleri.

İleride bir kalabalık dikkatimi çekti. Kalabalığın arasında bir tabip etrafındakilere bir şeyler anlatıyordu. Herkes kendi hastalığına yarayacak bir ilaç soruyordu. Tabip de şifa olacak ilaçları bir kağıda yazıp ellerine veriyordu. Merakımdan kalabalığın arasında karıştım ve tabiple bir an göz göze geldik. İçimden bir ses şu soruyu sor dedi ve sordum. “Hocam, sende günah hastalığına uğrayanlara şifa verecek bir ilaç var mıdır?” Bu sorunun üzerine hekimin hayretle elini başına koyup düşündüğünü hiç unutamıyorum. Bir süre sonra şöyle cevap verdi. “Biraz dinlerseniz o derdin ilacını şöyle tarif edeyim. Tövbe kökünü, istiğfar yaprağı ve tevazu dalları ile karıştırıp gönül havanına koyarak, hayâ suyunu üzerine döküp, tevhit tokmağı ile güzelce dövmelisiniz. İnsaf eleğinden geçirip gözyaşı ile pişirip muhabbet balından katarak şükür kâsesine doldurup reca yelpazesiyle soğutup, hamd ve kanaat kaşığı ile gece gündüz yemelisiniz. İşte günah hastalığına yakalananların ilacı budur, eğer bunu yaparsanız iyileşeceğinizi umuyorum” dedi. Hayretler içinde kalmıştım. Sanki elime tutuşturulan bu reçete ile artık hasta olmayacakmış gibi sevinçten uçacak gibi oldum.

Kıymetli kardeşim, rüyalarla sefere çıkan ecdadımızın torunlarıyız biz. Biz her gece, bir gece yolculuğuna çıkan Akif ile aynı medeniyetin şarkısını söylüyoruz. Biz her gece gümüşten bir şehirde geziyor, yağmur gibi şehirlerin avuçlarına dua dua iniyoruz. Kendi medeniyetine yabancı kalmamak adına her gece, bir gece yolculuğuna çıkmanızı temenni ederim.

Safiyullah: Hz. Adem’in diğer adıdır. Allahu Tealanın ihsanı ile seçilmiş olarak yaratılmış temiz kimse demektir.

Neciyullah: Hz. Nuh’un diğer adıdır. Allah ile meşgul olan, ilahi feyizlerle sevinç bulan kimse demektir.

Halilullah: Hz. İbrahim’in diğer adıdır. Allah’ın dostu anlamına gelir.

Kelimullah: Hz. Musa’nın diğer adıdır. Allah’ın kendisi ile konuştuğu kimse demektir.

Ruhullah: Hz. İsa’nın diğer adıdır. Allah’ın ruhundan üfleyerek babasız meydana getirdiği kimse anlamına gelir.

Habibullah: Peygamber efendimizin diğer adıdır. Allah’ın sevgilisi anlamına gelir. Çünkü Allah en çok onu sevdi ve kainatı onun için yarattı.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.