Erzurum Haber

Klavyenin Sesi, Dua’nın Sessizliği

Klavyenin Sesi, Dua’nın Sessizliği
358 Kez
13 Mayıs 2013 - 16:16

Yarın internette bir slogan üretelim ve tahammül edemediğimiz bir zulme karşı twit atalım. Tam anlamıyla bir komedi… Garip ve kimseyi güldürmeyen bir komedi… Algısını gerçek sanıyor sosyal medya komedyenleri. Facebook veya twitter da Doğu Türkistan’daki zulme karşı bir söz söyleyince sanıyor ki mazlumların yarasına derman olup zalimlerin zulmüne engel olacak. Ya da Suriye’de yığın yığın çocuk cesetlerine karşı bir duruş olacak sanıyor. İnternet bir iletişim ağının kurulmasında, bireylerin irtibatlanmasında büyük katkı sağladığı kadar bireyin sınırsız sahte bir duyarlılık alanı içinde duyarsızlaştırılmasında da büyük bir role sahip. Elbette bir tepkidir bu. Lakin bilgisayarın fişini çekseniz yok olacak, yok sayılayacak kadar yok olan sesi soluğu olmayan bir tepkidir aynı zamanda. Düşünün ki tüm dünyada internet ağları bir an durdurulsa, yazdıklarınız yok hükmünde olacak. Kaldı ki internet tepkisi o kadar ciddiyetsizdir ki yasalar bile buna kayıtsız kalıyor. Ya da o kadar sayısal bir tepkidir ki duyguları içinde yakalamak için okuyanın sizinle aynı hisleri yaşıyor olması gerekiyor. Oysa tepki göstermek, daha hissi bir davranıştır. Üzülmek bile, tek başına bir duvarın dibine oturup ağlamak bile ondan daha hissidir.

Güncel olayları öğrenip, takip ettiğimiz kitle iletişim araçları, yasama, yürütme ve yargı organları ile birlikte dördüncü bir güç olarak kabul edilirdi. Günümüzde ise bu kitle iletişim araçları etkinliğini öyle bir düzeye taşıdı ki, bilgi verme, haberdar etme işlevlerinin çok ötesine varıp söz söyleme önceliği, yönlendirme kabiliyeti ve ikna gücü açısından dördüncü kuvvetten birinci kuvvete ikame oldu. Kitlelere haber ulaştırma, parça ile bütünü birbirinden haberdar etme görevlerini ardıl iş sayan kitle iletişim araçları, artık toplumun hafızasını kontrol edebilme ve yönlendirme gücüne de sahip oldu. Kitleleri belirli yönlere kanalize edebiliyor olması dışında aynı zamanda onlara nelere ihtiyaç duymaları gerektiğini de öğütlemekte artık. Düşünmesi, konuşması ve susması gereken yerleri ve şeyleri, kitlenin içindeki her bir kişiye ayrı ayrı sunuyor. Bireyin hayatta kalabilmesi için asgari düzeydeki ihtiyaçlarının tanımı, kitle iletişim araçları tarafından yeniden yazılıyor, kitlenin içindeki kimliksiz bireye ezber ettiriliyor oldu. Bencillik, umursamazlık, hissizlik, kof lakırtı, kanıksanmış hakaretlerle birçok kıymetli hallerimiz takas edildi adeta. Birçok değer yeniden tasarlandı ve yeniden aslının dışında başka biçimlerde algılanıyor hale getirildi internet gibi dumanıyla sarhoş eden meyhanelerde.

Kanaatleri değiştirebilme gücünün yanı sıra zihne yeni fikirler ekebilme yetisine de sahip olan sosyal medya, gücünü uyuşturduğu sessiz yığınlardan almaktadır. Sessiz ve tepkisiz kıldığı, tepkisini sanallaştırdığı kitleye, yeni bir yaşam tarzı sunuyor ve üstelik onu bir üst kültürmüş gibi aşılıyor. Birey ise düşünmek, konuşmak, fikir üretmek, icraatta bulunmak gibi davranışları zahmet bilip, bu zahmetlere girmez oldu artık.

Bir de zamanenin icadı olan ideolojilerin bağ(ım)lılarının öfkelerinin körlükleri var.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki her ideolojinin bir anlayış dizgesi vardır. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ama ideolojik bir öfkeye kapılıp zulmü göremeyen iki göz, bir kalple akan kanı anlamıyor, hissedemiyor olmak hiç bir ideolojinin anlayış dizgesinde yer alamaz. İki göz ve bir kalple bile zulmü görememenin herhangi bir saygınlığı olamaz. Zulmü gören bir kalp; yanında yöresinde yaşayan aşklarını, değer verdiği ideolojileri bir kenara bırakır. Kalp o an sevdasına değil mazlumun acısına odaklanır. Kalp zulmü gördüyse böyle yapar. Zulüm derken, Suriye’den bahsediyorum. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde tedavi gören, Suriye’de atılan yakıcı bir bomba ile vücudunun tamamına yakını yanmış bir çocuğun kalbi kadar kalp taşıyorsak en azından acısını hissetmeliyiz. İdeolojiler hiç bir zaman yok olmayacak, kıyamete kadar var olacaklar. Her ideoloji bağ(ım)lısı için kıymetlidir lakin bir çocuğun yanmış derisi ve o derinin altındaki cevher cevher masumiyeti daha da bir kıymetlidir. Kamyon kamyon çocuk cesetleri toplanıyor, çocuk kemikleriyle dağlar yükseliyorsa, bu zulmü hissetmeliyiz ve ideolojik duruşu en azından bir anlık kenara koymalıyız. Medeniyetimiz bize öğretmedi mi; Zulme karşı bir olun diye. Zulüm dibimizde yaşanıyor bugün görmüyoruz ve işitmiyoruz. Heyhat, hissedemiyoruz bile… Nasıl oluyor da bir ideolojik öfkenin körlüğüne esir düşüyoruz. Ecdadımıza yakışmazdı, bize de yakışmıyor. Azerbaycan’da, Karabağ’da, Arakan’da, Bosna’da, Filistin’de, Doğu Türkistan’da ve Suriye’de yaşayan çocuklar ile bugün parkta koşup oynayan çocuklarımız arasında ne fark var, biri bunu bana söylesin. Her biri gökyüzünden yeryüzüne damla damla inen Rahmet yağmurunun bir parçası değil midir? Bizim medeniyetimizde fikirlerin çatışması olabilir ama asla zulme karşı kör olunamaz. Gözlerin ve kalplerin körlüğü bize göre değil.

Medeniyetimizin kalbine bir hançer misali sokulan ideolojiler insanlığımızı bu kertede eritmemeliydi. En azından hissi olarak bir duayı çok görmeyelim. Klavyenin sesindense duanın sessizliği daha etkili olacaktır.

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.