Erzurum Haber

Güneş batmak üzereydi

Güneş batmak üzereydi
371 Kez
16 Eylül 2013 - 11:57

Güneş batmak üzereydi.

Koskoca denizin boz sularında bir sağa bir sola yalpalayan ufak tekne kara kara düşünüyor, biraz sonraki fırtınaya karşı nasıl bir önlem alacağına karar veriyordu karanın nerde olduğunu hesaplarken…

Güneş batmak üzereydi ve adeta beli bükülmüş yaşlılar gibi ağır adımlarla gömülüyordu, gömüyordu kendini, ışığını… Yakamozu hüznünü tarif ediyordu… Masum bir duruşla süzülüyordu…

Başını hafif hafif sallayan tekne şimdi daha tempoluydu. Beşik gibiydi…  Suyun sesi daha belirgindi. Dakikalar ilerledikçe daha bir tedirgin oluyorduk. Tekne için işler daha da zordu artık. Gök siyahtı artık…

Kara bulutların örttüğü sema yıldızlardan da aydan da mahrum bırakmıştı tekneyi. Yağmuru sırtlamış kocaman bulutların altında, denizin hırçınlaşan koynunda, bilmem hangi metre karesinde tedirgin bir tekne…

Telaşlandı… Sağa sola dengesiz bir şekilde yalpalamaya başladı. Uğultunun ardından gök bir anda yırtılırcasına bağırdı. Gök yırtılıyordu adeta… Çerağanı öfke doluydu sanki. Başından aşağı tüm hışmıyla yağan bir yağmur vardı. İçi doluyordu… Çırpınmak beyhude… Filhakika sonuçsuz kalıyordu… Yağmur tokat gibi iniyordu arzdan adeta.

Karanlık, teknenin yolunu silmiş, bilmediği bir yöne sürüklüyordu fırtınayla. Karanlık ki göze perde, kalbe perde… Karanlık ki azmettirmiyor… Gayrete perde… Karanlık ki akıbeti zifiri, mazisi hülya gibi… Karanlık ki ürpermemek elde değil, cehd etmeye perde…

Perdeler yırtılabilir oysa… Mum geldi teknenin aklına. Olmadı… Farzetti… O da olmadı… Ardından bir daha farz edemedi. Dalgalar tarafından acımasızca sallanmak, geriye kalan son mumun da denize düşmesiyle bir umut ışığını karanlık geceye terk etmişti… Gömülü bir ışık kaldı geride…

“Buraya kadarmış” mı demeliydi… Yakışmazdı bunu demek ama dedi… Ve yüreğinde yanan son alev de söndü. Bağıran gök, ürküten gece, tokatlayan tufan arasında kalmıştı… Adeta hüzün doluyor, hüzün kusuyordu. Düşen her damla, gökten yağan birer kaya gibi sancak tarafını, ardından iskele tarafını tarumar ediyordu. Deniz çalkalanıyor, tekne de onunla çalkalanıyordu… Soluk soluğa bir var oluş mücadelesiydi bu…

Her fırsatta bir kurtaran var mı diye bakındı… Baktıysa da kimseyi göremedi… Boğulmamak, onu içine almaya çalışan denizin içinde kaybolmamak adına, menziline ulaşabilmek adına çırpınıyordu var gücüyle. Var olmak adına var gücüyle çırpınıyordu…

Yorgunluk hırka gibidir, tekne de giyindi şimdi…Bedenin kaçınılmaz hırkası… Yoruldu artık… Kalp yorgun, beden yorgun, umutsuzca atılan adımlar yorgundu artık… Sallandı, sallandı, sallandı ve daldı… Suyun dibine doğru bir dalıştı bu. Ve çıktı… Doğal bir dalıp çıkmaktı bu. Dalıp dalıp çıkıyordu… Sağa vurdu, sola vurdu. Alabora olup duruyordu. Harap olmuştu…

Gök sustu, deniz de adeta yorulmuş gibi uysallaştı… Sessizlik çöktü her yana. Kan dolmuş gözlerini son bir kez açtı… Sanki son kez açıyordu… Bulanık bir görüş alanı ve ufukta parıldayan, ince bir ışık huzmesi belirdi. Işık ki bir görünüyor bir kayboluyordu. Son şanslar hep böyle olur… Bir var olurlar bir yok olurlar. Önceleri umursamadı. Lakin ışık ümitsizliğin celladıdır. Umut dolu adımlarla, büyük bir heyecanla ışığa uçarcasına yaklaşıyordu. Umut, yeşeriyordu… Baharı hisseden kalbinde… Siyah boşluğun ortasında, karanlık gecenin dalga dalga sularında, semaya asılmış bir ışık, bir kayanın üzerine tutturulmuş, olduğu yerde dönüyor, ‘’yönsüzlük içinde kaybolmuş’’ yardım sayıklayan masum bir tekneye iz açıp, yol gösteriyor, yardım ediyordu.

Teknedir yüreğimiz kardeşim. Ömrün denizinde bitmeyen bir yolculuktur afiyetimiz. Meşgaleler arasında bir batıp bir çıkar gibiyiz. Meşgale ki dalgalarıdır tufan yerinin… Teknedir yüreğimiz kardeşim… Yönsüzlük ise Allah’ın gazabıdır… Korusun Rabbim… Her kalbin düştüğü bir deniz, her denizin bir feneri vardır muhakkak…

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.