Erzurum Haber

GENÇLİĞİM EYVAH !!!

GENÇLİĞİM EYVAH !!!
1.079 Kez
18 Mart 2013 - 12:12

Gençliğe yine ‘eyvah!’ çığlıkları yükselmeye başladığında Tarık Buğra’nın yıllar önce yazdığı roman geliverdi aklıma, her ne kadar sebepler farklı olsa da. ‘Gençliğim Eyvah!, ’1970’li yılların Türkiye’si için ‘anarşizm ve devlet üzerine bir otopsi denemesi’ olarak nitelendirilen bir roman. O dönemin koşullarında yaşayan gençlerin düşüncelerini ve bu düşünceleri doğrultusunda sergiledikleri davranışları anlatır.

O zamandan beri sürekli o dönemin gençliği tartışılır durur. Tartışılmaya da layıktır. O zamanın gençliğinden olmasam da gerek kitaplar gerek filmler nasıl bir zamanın yaşandığını anlatıyor. Sürekli araştırılıp iyice öğrenilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin geçmişinden yola çıkarak geleceğinin nasıl olacağı hakkında az çok bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Ama…

Peki, 2000’li yılların gençliği ne durumda? Göründüğü gibi rahatlar mı? Yaşadıkları hayat yaşamak istedikleri hayat mı acaba? Gerçekten de hayatları zevk ve eğlenceden mi ibaret? Bunlar, yetmişli yılların gençliğini yaşayanlar için önemli olmayan konular haline geldi. O zaman ipleri ellerine almaya çalışanlar bu çabalarına hala devam ediyor. Ama bilemedikleri çok şey var iki binli yıllara dair. Nereden mi biliyorum? Çünkü iki binli yılların gençliğini yaşıyorum. Çevremi gözlemliyorum, kendimi yokluyorum, en sonunda gerçeklerle karşılaşıyorum.

Zaman değişiyor. Teknoloji gelişiyor ve bilgiye ulaşmak artık daha zahmetsiz hale geldi. Gençlerin de kafalarında ‘görmüş geçirmiş’lerin kafalarında olan endişeler mevcut: Yaşadığım yerde neler oluyor? Ne yaptık/yapmadık da bu hale geldik? Neler yapılırsa daha iyi duruma gelinebilir?…. Tam fikirler oluşmaya başladığında, soruların yanıtları belirginleştikçe gençler susturulmaya başlanıyor. ‘Sen dur ben yaparım’ zihniyeti gençlerin sorumluluk duygularının gelişmesini engelliyor. Gerekçe olarak, bilinmeyen çok şey olduğu öne sürülüyor ve kimsenin öğretmek gibi bir kaygısı yok.

Hal böyle olunca gençler vazgeçiyor. Aralarına alınmadıkları grupları onlar da aralarına almıyorlar. Yeni yeni sözcüklerin, kıyafetlerin, konuşma biçimlerinin ortaya çıkması da bundan oluyor. Yeniliklerin kendilerini farklı kıldığı inancındalar. Kendilerine yeni bir dünya kuruyorlar daha özgür, daha özgün. İnterneti de, güncel haberler yerine magazin haberlerini, yakın tarih yerine yılın modasını takip etmek için kullanıyorlar. Artık, ülke geleceği için büyük önem arz eden olaylar yerine yeni çıkan cep telefonu modelleri daha ilgi çeker oluyor. Tarih derslerinin başlaması için sayılması gereken dakikalar bitmesi için sayılıyor.

Kitap okumak isteyen gençler edebiyat, tarih, felsefe konulu kitapların bulunduğu rafların önünden geçmeye yanaşmıyorlar bile. Sıkıcı olduğunu ileri sürüyorlar. Çünkü kitabı sadece eğlence ve zaman geçirme aracı olarak görüyorlar. Haliyle, cinayet ve macera kitapları daha cazip hale geliyor. Gerçekten öğrenmek istedikleri için okuyanların sayısı tahmin edilenden daha az maalesef.

Bütün bu olanlar karşısında ailelerin aldığı tavır durumu körükler vaziyette. Nedenleri hep dışarıda arıyorlar. Arkadaş çevreleri sığındıkları tek kapı oluyor. Gerçekten nedenin bu olduğunu sanarak geçersiz çözüm yolları buluyorlar. Bunun beyhude bir çaba olduğunun farkında bile değiller. Sadece bir kere aynaya bakmayı denedikleri zaman bütün problemlerin çözüleceğini bir bilseler çocuklarını da kendilerini de bu içinden çıkılmaz sıkıntıdan kurtaracaklar.

Sonuç olarak; aile kavramı sadece kavramdan ibaret kalıyor. Sohbet(?) yalnızca internet ortamında birbirini tanımayan insanlar arasında geçiyor. Gençler üzüntülerini anlatmak için birilerini aradıklarında anne-babaları akıllarına bile gelmiyor. Anne-babayla paylaşacak hiçbir şeyi olmayan genç uzaklaşıyor. Kimden? Annesinden, babasından, öğretmenlerinden, arkadaşlarından ve nihayetinde kendisinden. Peki, suçlu kim?

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.