Erzurum Haber

Dadaşın yüzü neden soğuk?

Dadaşın yüzü neden soğuk?
837 Kez
15 Ekim 2012 - 18:14

2000 rakımlı bir şehirde sorulacak en son soru bu belki de… Belki de bu şehre dair bizim bilmediklerimizi çok daha önceden görenler vardır… Evet, insanlar yaşadıkları yere göre biçimlenirler. İklimin, fiziksel, ruhsal, davranışsal, kalıtsal vb. konularda etkileri zaman zaman toplum bilimcilerin çalışmalarına da tez konusu olmuştur.

Hal böyle iken bu şehirde yaşayan insanların her zerresine işleyen bu özelliklerine dışarıdan bakanların,  tüm içtenlikleri gizleyerek kar altında bırakmasına alışmış gibiyiz. Ne var bunda diyeceksiniz belki de…  Ne yazık ki; üşüme korkusuyla dışarıdan bakanlar üşüse de üşümese de bu şehirde yaşayanların yüzünde ilkin soğuğu görüp ısısını ölçmeden, önyargıyla bütün iyi özelliklerini çığ altında bırakıyor.

Takdir edersiniz ki hiçbir dönem kolay olmamış bu memleketin havasına, suyuna rağmen yaşamı sürdürmek. Yaşamını sürdürüp, üstüne üstlük üreten, eski köye yeni adet getiren, icat çıkaran olmak… İklimin verdiği uyuşukluk ile sürekli kendini tekrar eden, bununla birlikte kendini değiştirme yetkinliğinde olmayan bir toplum olarak addedilip, bundan cesaret almak mümkün değil. İşte, şehrin yüzünü soğuk gösteren en belirgin yargı bu.

Kendi coğrafyasından daha dışarı çıkmadan yüzleşir dadaş bununla. Kimliğinden başlayan, gündelik hayatına kadar, her şeyi didik didik araştıran bu sorgulamaların ardı arkası kesilmez. Sonunun nereye varacağı bilinmez ama aslında zihinlerde varılması istenen bir nihayeti barındırır elbet. Doğulu olma bir dezavantajmış gibi, “azgelişmişlik kaderinde küskün savaşçı “olarak görülür dadaş. Bundan soğuktur yüzü. O çırpındıkça değişime yol aldıkça eskiler vurulur yüzüne “daha dün şöyleydin… “diye başlar cümleler… Oysa o hayatının bütün şanssızlığına inat kendi şansını kendi değerlerinden çıkarır. Doğulu olmanın bir dezavantaj değil aslında büyük bir hazine olduğunun farkındadır ve bütün varlığıyla bunu kanıtlamaya mecburdur, üşüse de yıkılsa da yansa da…

Ahmet Hamdi Tanpınar,”Her şeye rağmen hür, müstakil yaşamak iradesi, ilkin bu kartal yuvasında kanatlanır.” diyerek Türk kimliğinin tarihî eylemini “dadaş” kıyafetinde gerçekleştirdiğini belirtmiştir.

Bütün bu tarihi süreç, bir yaşama biçimi oluşturarak, bir kültürel kimliğe dönüşerek Erzurum ile özdeşleşen bir değerler topluluğunu oluşturmuştur. Bu değerler sosyal, bilimsel, kültürel, sanatsal, ekonomik, siyasi etkinliklerde yani Erzurumlu kişiliğinde temel belirleyici olmuştur. Güzel cirit oynama, iyi sporcu olma, iyi at binme, iyi silah kullanma yöresinin halk oyunlarını oynama, maddiyata ve paraya önem vermeme, ağırbaşlı, mert, çevik, canlı ve atik olma, arkadaşlık duygularının üstünlüğü, içtenlik yalan dolan, hile nedir bilmeme, elini kana bulamama, fedakâr ve hoş görülü olma, düşkünleri koruma, kötülüğe ve güce karşı boyun eğmeme, güzelden hoşlanma, sanatkarlık ruhu ve sanat severlik, doğayı sevme, dindarlık, eğitime önem verme, kendine özgü çay ve mutfak kültürü oluşturma. Bu özelliklerden sadece  İslamî eğitim felsefesinin belirlediği hedeflere göre değerlendirilirse tipik Erzurumlu kimliğinin zihnini, kalbini ve nefsini eğitme sürecinden geçerek oluşmuş olduğu sonucuna varılabilir. Bunlar aynı zamanda insanlığın çağdaş ve evrensel değerleriyle örtüşen özelliklerdir. Demek ki Erzurum tarihî süreçte bir toplumun çoğunluğunu bu şekilde donatacak kültürel alt yapıyı ve toplumsal düzeni oluşturabilmiştir.

Yakın bir döneme kadar Erzurum’u gezenler bu kişilik özelliklerinin Erzurum kültüründeki somut göstergeleri görüp ifade etmişlerdir. (Evliya Çelebi, Tanpınar, İ. Habip Sevük, Behçet Kemal Çağlar, Orhan Okay… gibi)

Atatürk de bu kavramları Erzurum’la özdeşleştirmiş; Deprem dolayısıyla Erzurum’u ziyareti sırasında kongre için gelişini hatırlatarak şunları söylemiştir: “Sayın hemşehrilerim, kahraman Erzurumluların bugün hakkımda gösterdikleri içten, mertçe ve sevgi dolu yakınlıktan çok memnunum. … Burada gördüğüm içtenlik, mertlik ve bağlılık ülkeyi kurtarmak için her türlü özveriyi göstermek konusundaki kararlılığımı daha da kuvvetlendirdi” şeklinde ifade etmiştir.

Yani Erzurum, iniş-çıkışlarla dolu yüzlerce yıllık tarihini deneyim ve ibret süzgecinden geçirerek bir kültüre dönüştürmeyi başarmış; buna bağlı olarak da özel bir “Türk kimliği” yaratabilmiştir. “Dadaş” diye adlandırılan “Erzurumlu” kişiliği mahallî değerlerle sınırlı kalmamış, millî hatta evrensel kültüre katkı yapabilecek noktaya ulaşmıştır.

Kartal yuvası olarak bu yüksek rakımlı soğuk şehrin, Türkiye’nin tarihinden, kültürüne, siyasetinden, (günümüzde Kış Oyunları potansiyeli düşünüldüğünde) sporuna kadar katkısı göz önünde bulundurulduğunda; sizce de karla kaplı bütün bu iyi yanlarının artık gün yüzüne çıkarılması gerekmiyor mu? Dadaşın sıcak yüzünü göstermesi adına artık güzelliklerin, iyi örneklerin, cesaretlendirici temsillerin yapılması gerekmiyor mu? Yaşamı sürdürmek bir yana üreten, eski köye yeni adet getirenlere, icat çıkaranlara kısacası bu şehre sıcaklık katan en ufak bir nüveye katkı sağlamak gerekmiyor mu?

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.