Erzurum Haber

BURASI MISIR, BURASI SURİYE…

BURASI MISIR, BURASI SURİYE…
488 Kez
28 Ağustos 2013 - 15:49

BURASI MISIR, BURASI SURİYE…

Kardeşim,

Sana sesleniyorum, kalbini keşfettiğim için yada keşfedilmeye muhtaç olmayacak kadar büyük bir ruhun var, onun için.

Sana… Sadece sana sesleniyorum.

Gözlerinin altında bir tuz gölü var bu sabah. Suyu kurumuş tuzu kalmış bir göl gibi… Gözlerinin altında haktan ve adaletten yana bir iz var bu sabah biliyorum. Sen bu sabah ve her sabah adaleti ve mazlumdan yana olmayı tabiatına nakşetmişken bir vahşeti umarsızca seyretmezsin biliyorum. Biliyorum ki volkanlar patlıyor içinde, biliyorum ki zalimi bir kaşık suda boğacak kadar doldu yüreğin… Buğz ettiğin zalim için avuçlarını göğe doğrult ve dua et… Yıldırımlar düşecektik başlarına her nemrutun, her firavunun…

Kardeşim bu sabah sana Mısır’dan sesleniyorum… Suriye’den… Kasyun dağının eteklerinde dizlerimin bağı çözüldü biliyor musun…

Sesleniyorum… Çıkıyor mu çıkmıyor mu sesim bilmiyorum ama ben avazım çıkana kadar, sesim düşene kadar, yırtılana kadar hançeremi patlatıyorum her soluklanışta haykırarak…

Burası Mısır…

Gel…

Gel bak burada dik durmanın bedeli ödeniyor saniyede bir…

Hür olmanın lezzetini Firavunların yedirdiği ebu cehil karpuzu bozuyor öte yandan…

Burası ise Suriye…

Gel…

Gel bir de buraya bak… Sonra buradan da durduğun yere bak…

Burada hasat mevsimi gibi körpe canlara hançer sokuluyor. Binlerce yüzbinlerce milyonlarca masum insan, acımasızca katlediliyor. Vahşi hayvanlar bile yapmaz böylesini…

Burası Mısır.

Demiştim ya hani gel diye…

Gel…

Bizler Yusufiye Medresesi bildik sana zindan ettikleri şu günleri. Nil aktı damarlarımızdan. Kalbimizden geçti, dalga dalga cehd getirdi. Nil’in bir kenarına düştü yüreğimiz. Can verdik her düşüşle lakin Nil düşmedi, Nil’i vermedik…

Gel diyorum ya ben sana, boşa demiyorum… Kalbin ne vakit artık bizim için de atmaya başlarsa, içinden bir Nil geçerse gürül gürül, o vakit kucaklaşırız. Çanakkale’deki gibi yeniden Akdeniz’in iki yakasını kucaklaştırırız… Medeniyetimizi hatırlarız kim bilir…

Gel diyorum ya ben sana, boşa demiyorum… Kucaklaşalım istiyorum… Ben Mısır’a bakınca bir Yusuf görüyorum… O güzel çehresiyle bana bakıp kollarını açmış duruyor öylece…

Burası Suriye. Kasyun dağının etekleri… Görür gibiyim kargaya bakıp Habil’i gömmeyi öğrenen Kabil’i… Görür gibiyim hasedinden, hırsından, içindeki şeytanlıktan, şeytana uyan yanından kan akıtan Kabil’i… Görür gibiyim Habil’i… Habil gibi kulluğunu yol edinmiş civanları…

Kan kokan topraklardır buralar… Kasyun dağının eteklerinden sana sesleniyorum… Yaratıldığı günden bu yana çıkmayan bir koku var burada… Şehitlerin kokusu… Bir çocuğun kokusu… Kabil’in kanlı eli, Habil’in gül kokusu… Kıyılan canlar ve akışkan ruhların diyarıdır burası… Akıyor binlerce yıldır aktığı gibi.

Kasyun dağının eteklerinden sana sesleniyorum. Burası Suriye… İnsan olamadan kulluk serüveni yarıda kalan beşer ile insan olabilmiş lakin masum, mazlum kalmış kulların diyarı… Manası müjdeleyici olan beşşar noktasına varamamış, manası insan olamamış beşer noktasında kalanların diyarı… Zalimin ve zulme uğrayanın karşılıklı saf tuttuğu, safların ayrıldığı şark diyarı…

Burası Mısır, Nil’in kenarı… Yakup ile Yusuf’un kucaklaştığı diyar… İftiranın, fitnenin, fesat çıkaranların mağlup olduğu, ilahi bir tarifle hikayelerin en güzelinin anlatıldığı diyar… Tapınakların küfür ehli ile Allah’a kulluk edenlerin cenk diyarı… Rüyanın görüldüğü, Kenan’da başlayan bir yolculuğun son durağı…

Ağlıyoruz…

Babasının kızına ağlıyoruz… Annesinin yavrusuna, abisinin bacısına, kardeşinin kocasına ağlıyoruz… Körpe körpe bebeklerin kokusuna, korkusuzca dik duran civanlara ağlıyoruz…

Filhakika ağlayalım…

Gözden düşen her damla, yükselen bir ah olup, ehadiyetten başlayıp vahdaniyet adına yola çıkıp kabul görecektir… Makbul olacaktır… Ve arzın sahibine ulaşacaktır amenna…

Düşünmek lazım bir an için…

Kanınızı akıtan kaç hançeri ellerinizle karnınızdan çıkardınız. Kanınızı akıtan kaç zalimin gözlerinin içine bakarak tekbir getirmeyi başardınız. Kanınızı akıtan kaç firavuna karşı dik durdunuz. Kanınızı akıtan kaç bileği tutup olduğu yerde kırıverdiniz. Kanınızı akıtan kaç fitneye karşı bir zindanı saray bildiniz de kaç kuyuya atıldınız. Kaç sarayı terk edip zindanı saray edindiniz. Kanınız kaç defa yere damladı. Toprağa, gezindiğiniz beton yığınlarına kaç defa… Kaç defa gürül gürül aktı da gözleriniz bulandı.

İşte burası Mısır… Bunlar burada her gün yaşanıyor…

Burası Suriye.

Gel diyorum…

Gel ve bak her sokağın başında bir koku var… Meleklerin avuçlarında yükselen bir bebek kokusu bu.

Burası Suriye.

Gel diyorum…

Gel ve bak her sokak baştan başa barut kokuyor.

Barut kokusu ve bebek kokusu bu…

Barut kokusu ve bebek kokusu bu…

Barut kokusu ve bebek kokusu bu…

Kaç bebeğin cesedini kucaklayıp anlamsız bir biçimde bir sokağı baştan başa koştunuz. Kaç bebekle göz göze gelip onu bir meleğin kucağına teslim ettiniz. Kaç defa minnacık göğsünden kurşun yemiş bir bebek gördünüz. Kaç defa bu kurşun sana büyük gelmiş bebeğim dediniz ve hüngür hüngür göçüp gittiniz. Veya kaç bebeği bir arada ölü buldunuz. Burası Suriye… Bunlar burada her gün yaşanıyor…

Zilletin diplerinde pislik kokan bir iktidar, bebeklerden başlıyorsa katliama, size soruyorum, kim mağlup kim galiptir bu durumda. İmanın gücüne direnen zalimden başka ne beklenir… Güç yetiremiyorlar… Kan akıtıyorlar sadece… Burası Suriye… Burada zalimler galip gelmiyor, mağlup oluyor, zilletinden sadece kan akıtıyor…

Cesareti, haysiyeti, hürriyeti bu çağın siyon tapınaklarına bekçilik eden veya küfre köpeklik eden mahluklara karşı yerden yedi taş al kardeşim. Sadece 7 tane… Her birini tek tek fırlat suratlarına… Ve şunları söyle ‘’ Bismillahi Allahü ekber recmen lişşeytani ve hızbihi, Allahümmec alhü haccen mebruren ve zenben mağrufen ve sa’yen meşkuran ve amelen saalihan makbulen ve ticareten len tebur. ” Köpeklerine fırlat, kir bahçesinin kör bekçisine fırlat veyahut…

Bak bu sözümü duyan bir köpek ne diyor şimdi…

‘’ beni katma bu işe…’’ diyor… ‘’Adımı anma onlarla…’’ diyor… Küfre bekçilik eden köpek dedim ya hani… Bu sözümü duyan bir köpek sitem etti bana… Haklı…

Ve köpek şunları söyledi daha sonra…

‘’Ben ki mahluk olarak yaratılmışım. Sen ki varlık olarak yaratılmış efendimsin, ben senin hizmetkarınım… Lakin zalimlerin kapısında beklemeyecek kadar, küfrün çobanı olmayacak kadar Allah’tan haberdarım… Oysa o bahsettiklerin, mahlukat bile olamayacak kadar esfeli safilindir… Diplerin de diplerinde geçen ömürleri var onların. Beni ve benim adımı katma bu işe… Onlar küfrün bekçileri. Ben mağara kardeşlerinin bekçiyim oysa. Onlar köpek bile olamayacak kadar Allah’tan bihaberler…’’

Evet…

Burası Mısır… Yusuf diyarı… Firavunlar ve zindanlar var…

Burası Suriye… Kasyun dağı… Kan var, küfür ehli var, zalim var…

Küfre bekçilik edenler, köpek bile olamayacak kadar aşağılıktır… Zalimi alkışlayanlar ha keza…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.