Erzurum Haber

Başsavcı ilk röportajını Sevda Güneş’ verdi

Başsavcı ilk röportajını Sevda Güneş’ verdi
466 Kez
15 Nisan 2013 - 10:52

O bir doğa aşığı, O bir Erzurum sevdalısı, O bir adalet timsali, O bir Cumhuriyet Başsavcısı.

Bugüne kadar adliye mensupları hakkında bildiklerinizi unutun. Zira ben öyle yaptım. Bu hafta Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Apaçık’a konuk oldum. Tam da soyadı gibi her yaptığı çok şeffaf, çok açık. Bildiğimiz sert görünümlü savcılara hiç benzemiyor. Aksine son derece kibar, güleryüzlü, girişimci ve değişen Türkiye’ye rol model olacak tarzda bir savcı. Röportajı okuyunca bana hak vereceğinizi biliyorum. Başsavcı ile Adalet Bakanlığına bağlı Dumlu Yarı Açık Ceza İnfaz Kurumunda biraya geldik. Dumlu’yu Erzurum’a kazandırmak için müthiş bir projeye imza atan Apaçık ile hayata dair konuştuk.

Dilerseniz en sondan başlayalım ve Dumlu’yu konuşalım. Ne oluyor Dumlu’da?

Burası eski bir askeri alan. 541 bin metre kare alana sahip bir yer. Burayı ilk gördüğümde hep aklımda olan bu proje için ‘işte burası doğru yer’ dedim. Araziyi devralmak bir yıla yakın sürdü. 2012 yılının Ekim ayında Adalet Bakanlığı olarak burayı devraldık. Atatürk Üniversitesi Rektörü Koçak’ın ciddi katkıları oldu. Burada Atlı Kafe diye bir bölüm yaptık. Emniyet Müdürümüz ve Erzurumlu iş adamlarının katkısı ile kuruldu burası. Midilli Atlar hediye edildi. Burada yapmak istediğimiz şey özelikle engelli çocukları her alanda rehabilite etmektir. Engelli insanların tedavisinde iki hayvan kullanılıyor, bunlardan biri Yunuslar bir diğeri atlar. Bizim için at çok uygundu. Atların insanlardan bir iki derece fazla vücut sıcaklığı var. Ve her hareketinde sayısız titreşim yayıyorlar. Engelli çocuklar at üzerinde aldıkları bu ısıyla birlikle kaslarında ciddi düzelme kaydediyorlar. Aynı zamanda at canlı olduğu için duygusal bir bağ kurabiliyorlar. Evinde dar alanda yaşam süren bu çocuklar özgüvene kavuşuyorlar, ata hükmetme düşüncesine kapılıyorlar. Burayı ilk açtığımızda 4 çocuk geldi, bir hafta sonra bu sayısı 100’e çıktı, bu kadar kısa zamanda bu sayı 400’leri buldu.

Bu projenin fikir babası kim?

Bu proje benim yıllardır aklımda olan bir projeydi. Ben doğa aşığı bir insanım. Memlekette bahçeli bir evim var, orada toprakla, bahçe ile ilgilenirim. Göreve başladığım günden beri Doğu’dayım. Ardahan, Hakkari, şimdi de Erzurum. Hatta arkadaşlarım bana ‘senin hiç şark görevin bitmiyor mu?’ diye soruyorlar. Gittiğim illerin dokusunu iyi kavrayan biriyim. Haliyle proje de ona göre şekilleniyor. Düşünün Erzurum’da 3 bine yakın engelli insan var. Belki de bu sayı ve duyarlılık bizi bu projeyi yapmaya itti. Dumlu bu iş için biçilmiş bir kaftandı. Adalet Bakanlığı önce projeye mesafeli baktı. Ancak biz iyi anlatınca kabul etti. Bu proje başarılı olursa tüm Türkiye’ye model olacak. Hafta sonu burası insanlarla dolup taşıyor. Sadece engelliler değil tüm çocuklar burada vakit geçirmek istiyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Şuan emniyet mensuplarımız mahkum arkadaşlarımıza eğitim veriyor. Burada sadece engelli çocuklar değil mahkum arkadaşlarımız da sosyal hayata adapte oluyor. Çünkü burada karşılaştıkları iki unsur var, biri masum çocuklar, bir diğeri de atlar.

Dumlu deyince gözleriniz ayrı parlıyor. Tam olarak ne yapacaksınız bu kadar arazide?

Dumlu belde hüviyetini kaybettikten sonra kaderine terk edilmiş. Oysa binlerce dönüm araziye sahip. Burada açık havada at biniciliğinin yanı sıra halka açık mesire alanları yapmak istiyorum. Binlerce ağaç ve yeşil alan var. İçinde basketbol sahalarının bulunduğu, annelerin çocuklarına süt verebildiği bir oda ve en önemlisi engelli çocukların tüm gününü burada geçirebildiği içinde okulu olan bir merkez oluşturuyoruz. SODES desteği ile gerçekleşecek bu proje sayesinde Dumlu Erzurum’un göz bebeği olacak. Hem Erzurum güzel bir sosyal alan kazanacak hem de Dumlu esnafı eski günlerine geri dönecek. Proje SODES’e sunuldu, şuan Ankara’da onaylanmayı bekliyor. Mesire alanı olacak yerde küçük bir kanal var, çocuklar kanala düşmesin diye o bölgeyi demirlerle çeviriyoruz. Her şey bittiğinde burası rüya gibi bir yer olacak, buna eminim.

Yönetim Caddesi’nde daha önce iki ayrı lojman vardı, MİT’e ait galiba, orayı da devraldınız, ne yapacaksınız orada?

Orası tescilli bir binaydı ama lojman olarak kullanımına son verilince adeta yağmalanmış. Biz orayı Denetimli Serbestlik Merkez Binası olarak kullanacağız. Modern bir proje yapılıyor. O merkezde çalışması için yeni infaz koruma memurları alındı. Yeni bir istihdam yaratılmış oldu. Adalet Bakanlığı’nın Erzurum ile ilgili olarak büyük bir projesi daha var. Şu ara Türkiye’deki Ceza İnfaz Kurumları’nın dış güvenliğinin Adalet Bakanlığına devri söz konusu. Eğer bu gerçekleşirse Türkiye’deki tüm güvenlik memurları Erzurum Dumlu’da eğitilecek. Sayın Müsteşar Yardımcısı gelip alanı gördü ve çok beğendi. Sadece devri bekliyoruz. Diğer taraftan hakim evimizde hayata geçti.

Tüm bunları dinleyince bende şöyle bir kanaat uyandı. Galiba yanlış bir meslek seçmişsiniz?

(Gülüyor ) Aslında haksız değilsiniz. Ben hep doktor olmak istedim. Ama yanlış tercih sonucu adalet mensubu oldum. Hani bilirsiniz herkesin genç yaşta bir rol modeli olur, benimkide halamın oğlu idi galiba, o doktor olunca bende olmak istedim. Ama nasibime savcılık düştü. Aslında çokta zeki bir öğrenciydim ama böyle oldu. Mesleğimi çok seviyorum ve hakkını vermeye çalışıyorum. Benim eşim hakim. İnanın eve dava dosyaları ile geliyor. Evde de görevimiz devam ediyor. Çünkü başka türlü işlere yetişmek mümkün değil. (Araya  giriyorum. Yani bir türlü adliyeden ayrılamıyorsunuz. Evde de devam.) Aynen öyle.

Derler ki, insanoğlu hayatında üç yere mutlaka gider. Adliyeye, doktora ve imama. Her üç meslek direk insan ile ilgili. İmam ve doktorun görevi belli. Adliyede yapılacak bir hata insanların hayatını karartabilir. Hiç yanlış bir kararınız oldu mu veya keşke dediniz mi?

(Biraz düşünüyor.) Ben savcı olmadan hakimlikte yaptım, elbette bazı kararlara imza attık. Ama bir insanın hayatını karartacak kararlarım olmadı. Sonuçta biz adalet için bu görevi yapan insanlarız. Yasaları uygularız, aleyhte ve lehte delillere bakarız. Ben hiçbir zaman keşke demedim. Ama yetersiz bulduğum, yanlış anlamalara sebebiyet veren yasaları söyleyebilirim.

Hangi yasalar bunlar peki?

Şöyle ki adalet insanları ve medya olarak konulara çok duygusal bakıyoruz. Son yıllarda kadına şiddet diye bir kavram var. Temennimiz tabii ki hiç olmamasından yana ama bir kere bakmak lazım. Gerçekten bu kadar çok mu bu ülkede kadına şiddet uygulanıyor ya da hiç araştırdık mı erkeğe yapılan şiddet ne kadar? Bu konulara dikkat etmiyoruz. Ayrıca Türkiye’de kaçarak evlenmek çok fazla. Kız erkeği seviyor, erkek kızı seviyor, ailelerden evlenme izni çıkmayınca gençler kaçıp evleniyorlar. Yasalar bu gençleri koruyor aslında, kadın hayatını garanti altına alıyor. Ailesinin rızası olmadan evlenen genç kızı kaçıran genç 5 yıl içinde evlendiği kadını boşayamıyor. Fakat bu durum medya ya ‘tecavüzcüsü ile evlendirildi’ diye yansıyor. Oysa hiçbir vicdan bir genç kızı tecavüzcüsü ile evlendirmeye razı olmaz.

Biz hakim ve savcıları genelde soğuk biliriz. Evden adliyeye, adliyeden eve giden, hiç gülmeyen kimseler olarak tanırız. Oysa siz bu tanıma pek uymuyorsunuz.

Bakın birazda öyle olmak zorunda kaldık. Sonuçta bizde insanız ve bizimde adliye dışında bir hayatımız var. Erzurum için söylemiyorum ama başka yerde de yaşandı bunlar. Birisi odanıza giriyor ve ‘savcı bey sizinle konuşmam lazım’ diyor. ‘Arkadaşımın davası şöyle böyle’ diye anlatıyor. Bu insanların genellikle yanlarında da birileri oluyor. Sonra odadan çıkıp iş tamamdır. Savcı bey veya hakim bey davanı lehine sonuçlandıracak diyip çıkar sağlayabiliyorlar. Haliyle bizde bu işlerin olmaması için zorunlu olarak hayata karşı mesafeli oluyoruz.

Her meslekte iyiler ve kötüler vardır. Bu işleri yapan savcılar hakimler yok mu yani?

Ya tabiî ki vardır belki ama bu yüzde bir bile değildir. Mesela siz gazetecisiniz. Sizin meslekte kalemini kötüye kullanan yok mu? Vardır elbette. Ama bu dilim % 10 ‘u bulmuyordur. Şimdi tüm gazetecileri böylemi görelim, yanlış olur. Adli personelde de durum budur.

Sizin için çok tutumlu olduğunuz söyleniyor.

Tasarrufu seven bir yapım var. Bizim yönetimimizde şeffaflık olmazsa olmazımızdır. Bizden önce ciddi yakıt giderleri vardı. Öyle ki 100 bin lirayı bulduğu zaman oluyordu. Adliye binası yapılırken yalıtım yapılmamış, biz içten bir yalıtım yaptık. Binanın Kuzey odalarında kalan arkadaşlarımız kaloriferin yanı sıra elektrikli ısıtıcılar kullanmak zorunda kalıyorlardı. Bu yıl o cepheleri de yeniledik. Yakıt masrafımızı oldukça aşağı çektik. Ve faturalarımızı internette yayınladık. Devlet her türlü masrafımızı karşılıyor diye israf yapamayız. Öyle zaman oldu ki 100 bin lira olan giderimiz 10 bin liraya ya kadar düştü. Faturaları yayınlama nedenimiz diğer kamu kurumlarına örnek olmaktır.

Başsavcı Ramazan Apaçık ile Dumlu’daki alanın her karesini gezdik. O kadar heyecanlıydı ki ne havanın yağmurlu olmasına nede soğuğa hiç aldırmadı. Sohbet boyunca içimden ‘ Türkiye’ye böyle savcılar, hakimler, bürokratlar lazım’ dedim. Tüm sorulara açık yüreklilikle cevap veren Başsavcı Bey, tayin olup Erzurum’dan gitse de önayak olduğu eserler hep yaşayacak ve ismi hafızalarımızdan silinmeyecek.

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.