Erzurum Haber

Aynadaki ben miyim ?

Aynadaki ben miyim ?
772 Kez
13 Kasım 2012 - 11:00

Zamanın ilerlemesi, teknolojinin akıl almaz boyutlarda gelişmesi, artık toplumsallıktan çok bireyselliğe önem verilmesi ve onun da başarısızlıklarla sonuçlanması günümüz insanının kendi benliğini unutmasına, artık kendisini bir yabancı gibi görmesine neden oldu.

İnsanoğlu, hızlı gelişimlere karşı kendini koruyamaz hale geldi. Bitmek bilmeyen dil ve kimlik arayışları, içinden çıkılamaz boyutlara ulaştı. Ve böylece aynaya bakınca kendimizi göremez olduk. Büyük bir kaçış bu, kendimizden kaçış. Paylaşımlar azaldı. Artık kendimizle çatışmaya başladık. Kendi duygularımızı bırakın başkalarına anlatmayı, kendimize anlatamaz olduk. Realiteye yönelmek isterken ondan da ayrılmaya başladık. Ve artık kendimize yabancı olduk. Sayın Alev Alatlı’nın da deyimiyle ‘Yabancılaşma, kişinin kendisini de “yabancı” olarak gördüğü bir ruh halidir. Benliğinden “kopmuş” hali. Kendi hayatına olsun, hakim olamadığı ruh hali. Hareket eder, bir takım işler görür ama yaptıklarının kölesidir, sahibi değil. Kendisinden en az başkalarına olduğu kadar uzaktır.’ Depresyon vakalarının tahminlerin üstüne çıkmaya başlaması da bundan olsa gerek.

Bütün bunları yaşarken kendimizi göremediğimiz için kendimizi çözemez olduk. Sebepler (çoğu zaman bahaneler) bulduk bu halimize: sorunlu çocukluk dönemleri, büyük yanlışlar, büyük yanılışlar, çağı yakalama çabası, bulunulan ülkeyi ‘yaşanamaz’ olarak yorumlama ve bunlara eklenebilecek yüzlerce problem…

Etrafımıza baktığımızda değişen dünyanın, gelişen teknolojinin, ellerine geçen imkânların büyüsüne kendisini kaptırmış birçok insan görüyoruz. Ve korkarım ki biz de bu büyüye kendimizi çoktan kaptırmış bulunmaktayız. Bedeni ihtiyaçların giderildiği bir ortamda ruhumuzu besleyemiyoruz. Ruhu öldürünce bize bahşedilen eşref-i mahlûkat sıfatından kendimiz vazgeçmiş oluyoruz.

Yaradılışımızın gayelerinden sapmakla sonuçlanıyor bu tutumlarımız.  Tam bu noktada da karşımıza ‘rububiyet’ kavramı çıkıyor. ‘Rabb’ kelimesinden türeyen bu kavram, sözlük manası olarak, Cenab-ı Hakk’ın bütün zaman ve mekânlarda her türlü varlığa muhtaç olduğu şeyleri vermesi, tedbir, terbiye, malikiyet ve besleyicilik keyfiyetidir. Yani Allah her şeyi bir düzene göre yaratmıştır ve hepsine terbiyeyi bahşetmiştir. Amacımız biraz da olaya bu taraftan bakmak olmalıdır. Verilen terbiyeye, ahlaka, gayeye bağlanmak gerekir. Kendimize yabancılaşıp, özümüzden vazgeçince bağlı olmak zorunda olduğumuz değerleri yok sayıyoruz.

‘Peki, ne olacak bu gidişin sonu?’ diye soruyoruz kendimize. Cevabı açık: İnsanoğlu bunu fark edecek ama…’ne kadar geri dönülebilir bir boyutta olacak bu?’ diye takip ediyor sorular. Bunun da cevabı açık: Ne kadar çabuk anlarsak durumun vahametini o kadar geri dönülebilir boyutlarda olacaktır. Geçici çözümlerden vazgeçip biraz da köklü çözümler getirmek gerekir. Çünkü geçici çözümler her zaman sorunları büyütür, içinden çıkılmaz hale getirir.

Sorular çoğalıyor. Sorular çoğaldıkça zihin çalışıyor ve sorunların çözüm yollarını bulmak kolaylaşıyor. Bu da bazı sorunların çözüleceğine işaret.

Artık kendimizi ‘öteki’ olarak görmekten vazgeçmeli, beden-ruh işbirliğinin devam etmesine fırsat vermeliyiz. Yani aynaya baktığımızda karşımızdakinin ‘öteki’ değil ‘kendi’miz olduğunu görebilmeliyiz. Ve artık aynaya bakarken bahanelere sığınmamalıyız. Aynalara tahammül edebilmeliyiz. Son söz, kendini ‘hayatını Türk ına adayan ve bir fikir işçisi’ olarak tanımlayan üstatta: ‘Duyguları kapıda bekletiyorum. İçerde yabancılar var. Kapıyı açtığım zaman, kimseyi bulamıyorum dışarıda… Yaşamak bir fırtınaya kapılmak, yanmak, ağlamak yani sevilmek. Yaratmaksa mumyalaşmak, fırtınanın yani hayatın dışında kalmak yabancılaşmaktır.”     CEMİL MERİÇ

 

 

 

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.