Erzurum Haber

102 Kez
09 Eylül 2013 - 11:46

Yaptığı işlerden çok hakkında açılan dava ile gündeme gelen Erzurum Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Rasim Fırat ile 11 yıllık başkanlık dönemini, hakkındaki davayı ve Erzurum esnafının son durumunu konuştuk. Cesur açıklamalarda bulunan Rasim Fırat, ‘kırgınım, çok kırgınım’ dedi ve sorularımızı yanıtladı.

Kısıtlı imkanlarla koskoca bina yaptık. Takdir beklerken mahkeme salonlarında bulduk kendimizi

Kaç yıldır başkanlık görevini yürütüyorsunuz?

Bu benim üçüncü dönemim, 1 yıl sonra 11 yılım dolmuş olacak.

Yeniden aday mısınız?

Allah nasip ederse evet, yeniden adayım.

Peki 11 yılda neler yaptınız, neyi değiştirdiniz?

Sevda hanım. Görev yaptığım 11 yıl da bana göre çok şeyler yaptık, bazılarını kamuoyu ile paylaştık, bazılarını paylaşamadık tabi. Kamuoyunu ile paylaşılan, halkın bire bir gördüğü, sizinle içerisinde oturduğumuz bu binayı yaptık. Bu bina Erzurum şartlarında kolay yapılır bir şey değildi. Biz 2002 yılının 5. ayında göreve geldik. O günkü şartlarda hiç yok denecek bir bütçemiz vardı, hemen hemen sıfır denecek kadardı. Üç personelimiz vardı. Eski binamızı biliyorsunuz. Kamuoyu tarafından bilinmeyen, gidilip gelinmeyen bir yerde bulunuyordu. Fiziki şartları çok kötüydü. Önemli bir sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen bizi temsil etmiyordu. Biz üye bazında Doğu Anadolu Bölgesi’nin hemen hemen en büyük sivil toplum kuruluşuyuz. O gün ki şartlarda 50 bin lira bütçeyle yola çıktık. Arkadaşlarımız bize görev verdi. O gün ki konuşmamda, eğer görev verilirse iyi bir hizmet binası yapacağımın sözünü vermiştim. Allaha şükür, rabbim yardım etti, çevremiz, dostlarımız bize yardım etti, destek oldular, bu binanın önce yerini aldım. Büyükşehir Belediyesi’yle o gün ki şartlarda istişaresini yaptık, müracaat ettik. Çok zor şartlarda bu binanın yerini almayı başardık. Yerini aldıktan sonra mahkemelik olduk. Burada 16 ya da 17 tane de dükkan sahibi vardı. Onlar mahkemeye müracaat ettiler, sorunlar oldu, yani süre uzadı, sonra tüm bunlar çözüldü ve temelini attık. 2009 yılında hizmete açtık.

Her halde 50 bin lira ile bu binayı inşa etmediniz?

O bütçe ile böyle bir binanın yapılması elbette mümkün değil. Ankara’dan büyük bir destek aldım. Burada birinci dönem seçildim, çalıştım ikinci dönem Ankara’da Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu seçimlerine girdim ve yönetim kuruluna seçildim. Bu görevde olmam nedeniyle eski parayla 1 trilyon 200 milyon lira hibe para aldım. Tabi bunu bir defada değil, parça parça aldım. Sağ olsun o gün genel başkanımız maddi ve manevi destek oldu. Genel Başkan zaten bana söz vermişti, ‘sen yerini al, biz destek veririz’ diye. Daha sonra genel başkan o gün ki seçimlerde aday oldu ve milletvekili seçildi. Genel Başkan değişti. Yeni başkan bize hibe veremeyeceğini, ancak borç para vereceğini söyleyince bizde eski para birimi ile 680 milyar lira da borç para aldık. O paralarla inşaatı bitirdik. Burada hiçbir üyemizden hibe almadık. Bugün 10 tane personel çalıştırıyoruz. Ayrıca bu binanın üst katlarında 27 ayrı meslek odası var. Hiçbir odamızdan kira, genel gider gibi paralar almıyoruz.

İyide bu çark nasıl dönüyor peki?

Söyleyeyim. Binamıza ait kirada dükkanlar var. Altta bir unlu mamulleri imalatçısı ve pastane, bürolar en üst kısmında da bir düğün salonumuz var kirada. Oradan alınan bedelle binanın giderleri karşılanıyor. Ucu ucuna yetiyor. Sadece bu binayı bitirdikten sonra bankadan tefrişat için bir miktar kredi kullandık, çok şükür onu da bitirdik.

Bu duruma bakınca insan sormadan geçemiyor. 50 bin liralık bir bütçeniz vardı. Ama buna rağmen zimmet davası açıldı ve yerel mahkemeden ceza yediniz. Neyi zimmetinize geçirdiniz?

( Bıyık altında gülüyor) Eğer kayda değer bir şey olsa, insanların aklından hafızasında geçebilir. Belki tenezzül edilmiştir diye. Bize trilyon verseler, tenezzül etmeyiz ya oda ayrı. Ancak bahse konu olan rakam 33 bin lira, bunu duyan herkes gülüyor. Burada bir yanlışlık var. Biz Avrupa Birliğine bir proje yazmışız. Bu projemiz kabul edilmiş, tüm bütçe 83 bin Euro. Bu para bize geldi, biz bu parayla projeye başladık. Ayakkabı kundura imalatı yaptık. Projeye ne yazmışsak harfiyen yerine getirdik. 33 bin Euro para arttı. Bu para Avrupa Birliğine geri gitmesi gerekiyormuş. Biz bunu bilmediğimiz için geri göndermedik. Yaptığımız bu binaya harcadık. Yönetim kurulu kararı ile yaptık ama kararımıza yazmadık. Eğer biz bunu zimmetimize geçirmek isteseydik, kimse duymadan da halledebilirdik. Arkadaşımızın biri seçimlerde aday olacak, ‘bize rakip olacak’ diye, sırf bizi yıpratmak için, hırsı uğruna bizi şikayet etti. Proje tamamen uygulanmış, yeminli mali müşavir onaylamış, biz ve Avrupa Birliği onaylamış, tek sıkıntı artan bir para olması ve biz bu parayı iade etmememiz. Müfettiş geldi ve biz bu parayı daha sonra iade ettik. Ama bir dönem sonra bizim hiç haberimiz olmadan hakkımızda Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Dava bilirkişi üzerinden yürüdü. İlk bilirkişi, dosyaları adam akılı incelemeden raporu yazdı ve ‘bu paraya dair evrak yok’ dedi. İtiraz ettik, 2. kez bilirkişiye gitti. Bütün yıllara ait defterlerimizi polise teslim ettik. İkinci raporda bilirkişi 2007 yılına ait defterleri bulamadı, neyse ki bizde başka kayıtlar vardı, gönderdik. Ve 2. raporda ‘zimmet yoktur’ denildi. Bu kez bizi dava eden kişi itiraz etti. Üçüncü kez bilirkişi değişti ama garabet şurada.  İlk raporu yazan bilirkişiye tekrar dosyalar gönderildi. Sonuç aynı geldi, biz bu paraları iade ettiğimizi ibra ettik, banka dekontlarına kadar ama derdimizi anlatamadık. Bir rapora kurban gittik. Adalet herkese lazım. Dosya şuanda Yargıtay’da, eğer dosyamıza ciddi bakarlarsa beraat edeceğiz. Geçen yıl Yargıtay başkanı bir konuşma yaptı. Dedi ki,’ Türkiye’de avukatlar olmuş savcı, bilirkişiler olmuş hakim, bilirkişiler insana ceza verdiriyor, ya da affettiriyor. Bir hukuk ülkesinde bu işler ucuz olmamalı’ diye. Bende aynı şeyleri düşünüyorum. Beni çok kırdılar, çok üzdüler. Hukuka inancımı kaybetmek istemiyorum.

Peki Yargıtay kararı olduğu gibi onarsa ne olacak?

Allah korusun düşünmek bile istemiyorum ama yerel mahkeme bize 4 yıl 2 ay ceza verdi.  Bana, yönetim kurulundaki arkadaşlarıma ve bizi şikayete eden arkadaşa. Şayet üst mahkeme onarsa, bizde gider cezamızı çekeriz. Biz onurumuzla yaşadık. Hakim karşısına bu nedenle çıkmaktan ötürü bile hicap duydum, ne anlatayım ben size, zül duydum.

Hayırlısı diyelim ve Erzurum esnafının durumuna dönelim. Esnafın durumu nasıl şu günlerde?

‘Esnafın sorunu yok dersek’ doğru olmaz. Erzurum esnafının sıkıntısı dünde vardı, bugünde var, yarında olacak. Esnaf sıkıntısını sıfıra indirmek Türkiye şartlarında mümkün değil. Çünkü insanların talebi, istekleri bitmiyor. Erzurum esnafının sorunu diğer illerdekilerle aynı. Ben konfederasyon yönetim kurulunda olduğum için sorunlar bize birebir geliyor. Biz ilgili bakanlıklarla çözmeye çalışıyoruz. Esnafın birçoğu borçla borç kapatmaya çalışıyor. Ama bu arada durumu iyi olan esnaflarımızda var.

Adalet herkes için lazım, bir yanlış yapıldı, temennimiz bu yanlıştan dönülmesi.

Bu dengesizliğin sebebi ne?

Bana sorarsanız Türkiye’de en kolay iş esnaf olmak. Her mesleğin bir şekilde eğitimi var, sınavı var, ama esnaflığın yok. Bir memur bile emekli olunca ikramiyesini alıp bir iş yeri açıyor. İşi bilmediği için bir dönem sonra borç batağına giriyor, elindeki parası da gidiyor. Esnaflık çekirdekten yetişmeyi gerektirir. İşini iyi bilen bir esnafın iflas etmesi, para kazanamaması gibi bir durum olamaz.

Yani esnafın sorunları kişisel öyle mi?

Tabi ki değil, yüzde elli esnafın kendi içinde yaşadığı problemleri var. Yüzde elli de piyasanın getirdiği şartlardan dolayı zorlanan esnafımız var. Eğer bir esnaf içeri giren bir müşterisini karşılamıyor, ne istediğini sormuyor, bilgisayardan kafasını kaldırmıyorsa, güler yüzlü değilse, dükkanı tezgahtara bırakmış ise, bana göre o esnafın başarılı olması mümkün değil. Esnaf erken dükkanı açacak, geç kapatacak. İnsanlar artık internetten alışveriş yapıyor. Öyle eskisi gibi ‘alacaksan indireyim’ devri bitmiştir. Öyle esnaf var ki, tezgahın altına post cihazını saklıyor, ‘müşteri görüp kart kullanmasın’ diye. Artık kimse nakit kullanmıyor.  Erzurumlu esnaf çağa ayak uydurmalıdır, yoksa kaybolur gider. Ama tüm bunları yapan ağır vergiler altında ezilen esnafımız yok mu, tabi ki var. Biz yıllardır ‘batı ile aynı vergiyi ödememiz haksızlık’ dedik. Hala mücadele ediyoruz.

Erzurum’un birçok marka olabilecek ürünü var. Ama hiçbir fuarda yer almıyoruz. Bu sizin eksiğiniz değil mi?

Elbette bizimde hatalarımız var. Ama bize ön ayak olacak, lokomotif olacak bir başa ihtiyacımız var. Bana da göre o lokomotif kurum Belediye olmalı. Ramazan’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sultanahmet’te etkinlikler düzenliyor. Her ile bir stant veriyor. Bizim belediyeye de Oltu taşı ve el sanatları sergisi açın diye davet gelmiş. Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanı, Rüstem Paşa Çarşısı’nda esnafa gitmiş. Onlarda bizi işaret etmiş. Beyefendi geldi, görüştük ve bir gün sonra iki esnaf arkadaşımızı görevlendirdik. Giden arkadaşlarımız çark da götürecek, bir yandan açılan standa ham taşı işleyecek bir yandan da ürünlerin tanıtımını yapacaklardı.  Bizzat ben ertesi gün daire başkanını aradım, ancak belediyeden aldığımız cevap ‘size gerek kalmadı’ oldu. Reis bey ‘Er-Tansa olarak gideceğiz, onlara da lüzum kalmadı’ dedi. Bende ‘sen kiminle konuşuyorsun, ben birlik başkanıyım. Dalgamı geçiyorsun’ dedim. Özür diledi ve reis beyi aramamı istedi. Adeta bizimle dağla geçildi. Aradım başkan beyi, o da böyle cevap verdi. ‘Siz tüccar mı, esnaf mısınız?’ dedim ve telefonda atıştık. Ama sonuç olarak belediyenin memuru benim esnafımdan tesbih aldı ve orada sattı. Bu mesele için geldiğimiz nokta bu, ben daha ne anlatayım.

Sizin anlayacağınız Rasim bey’e bir sorduk, bin ah işittik. Herkeste aynı kanı var, bize bir baş lazım, iyide bu baş kim olacak. Konum olarak en yüksek mevkide olan mı, yaşça büyük olan mı? Görünen şu ki, herkes eteğindeki taşı dökecek. ‘Ben’ kibrinden uzaklaşacak ve sadece bu şehir için çaba gösterecek.

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.