Erzurum Haber

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK
925 Kez
11 Aralık 2012 - 9:32

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

 

AKIL (1)

Türk dilinde ‘us’ olarak bildiğimiz, Arapça kökenli olan ‘akıl’ sözcüğü bilmek, anlamak anlamına gelir. Ama sadece bu anlamıyla kalmaz zihinlerimizde çoğu zaman. Herkesin akılla ilgili söyleyebileceği birçok şey vardır mutlaka.

İnsanın, insan olduğunu fark edebildiği nimettir aslına bakılırsa akıl. Kendinin, etrafında olan diğer canlılardan daha değerli kılındığını anladığı unsurların başında gelir. İnsan olmanın birçok ayrıcalığını yaşatır. Doğru düşünme, olaylar arasında bağlantı kurabilme, sorunlara çözüm yolları araştırma, düşündüklerini karşısındakine rahatlıkla anlatabilme… Bunların hepsi aklın gücüyle meydana gelir ve insanı insan yapar. Tabi bunları meydana getirirken her zaman doğru sonuca ulaşamayabilir. Bu noktada ise aklın nasıl kullanıldığı değer kazanıyor.

Akıl doğuştan kazanılan bir özellik değildir. Cenab-ı Hakk her insana belirli bir zekâ vermiştir. Bunu geliştirmek insanın içinde bulunduğu şartlara ve insanın çabasına bağlıdır. Akıl, zekâdan üstündür. Zekâ kullanılarak akıl gelişir. Yani zekâ, akıl için bir nevi malzemedir. O malzemeyi verilerle yoğurarak en iyi şekilde kullanmak gerekir. Ve zekâyla yoğrulan verinin sonucunda en iyi düşünceyi meydana getirmelidir insan. Aksi takdirde, aklın olması ve olmaması arasında bir fark yoktur.

Aklın ölçüsü mantıktır. Osmanlıcada ‘mizan-ül akl’ olan mantık aklın nasıl kullanılması gerektiği konusunda bize yardımcı olur. Alınan kararların geçerliliğini ölçer. Ve bize aldığımız kararların ne kadar doğru olduğunu gösterir.

Hepimiz hayatımızın her döneminde bir şeyler için tercih yapmak zorunda bırakılıyoruz. Karşımıza seçenekler sunuluyor ve bizden birini seçmemiz isteniyor. Bazen hepsinde doğruluk payı olabiliyor. O zaman devreye aklımızın ölçüsü giriyor. En çok doğruluk payı bulunan seçeneği seçiyoruz. Ve bu sayede aklımızı en iyi şekilde kullanmış oluyoruz. Fakat bunun tam tersini yaşadığımız zamanlarda olmuyor değil. Öyle zamanlar geliyor ki, aklı bir yana bırakıp yıllardır süregelmiş alışkanlıkları devam ettiriyoruz. Sorgulamaya yanaşmıyoruz. Zamanın koşullarını hiçe sayarak alışkanlıklarımızı herkese dayatmaya çalışıyoruz. Bunun yorumunu da ben sizlere bırakıyorum. Ne kadar doğru böyle bir davranış biçimi ???

Akıl bir birikimdir. Durağan değildir. Her zaman yeni bir şeyler ekler benliğine. Her zaman bir öncekinden daha fazladır. Gün geçtikçe akıl kendini büyütür. Cenap Şahabeddin, ‘Akıl yaşta değil baştadır, fakat onu başa yaş getirir’der. Tecrübelerle zenginleşir akıl. Yaşanmışlıklarla olgunlaşır. Kalple iş birliği yaparak acılarla güçlenir. Ve nihayetinde mantıkla olması gereken boyuta ulaşır.

Eşref-i mahlûkattır insan. Yani, yaratılanların en şereflisidir. Bunun kanıtları ise bize verilmiş birtakım özelliklerdir. İnsan olmanın olmazsa olmaz koşulu dedik akla aklımız yettiğince. Sadece akıl yetmiyor tabii gerektiği, amaçlandığı gibi bir insan olmaya. En başta da belirttiğimiz gibi diğer dört unsurla birleşerek insanı insan yapıyor akıl. Biri olmazsa ötekilerinin olmasının bir anlamı olmayacağı diğer dört unsur… İleriki sayılarımızda da aklı tamamlayan; ahlak, adalet, adap ve aşka değineceğiz. Ve zamanla eşref-i mahlûkat olmanın tadına daha iyi varacağız.

“Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke.
Bir ülke ki;
İnsanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemâle uzatır kollarını.
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş…

                                   Ne olurdu tanrım benim yurdum da böyle bir ülke olsa!”

                                                                                   (Rabindranath Tagore – Hintli şair)

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.