Erzurum Haber

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK
845 Kez
18 Şubat 2013 - 10:59

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

AŞK (5)

Kalem elimde döndü durdu konu aşka gelince. Sanki kıyamazmış gibi tek bir darbe atamaz oldu kâğıda. Kâğıdın yüzyıllardır doğru bir darbe beklediğini bilemedi. Aşka dair doğru izahatları kim bilir daha ne kadar bekleyecekti. Herkes bir şeyler söylemişti. Ama söylenenlerin hiçbiri bütün insanlığı tatmin edemedi. Her zaman bir şeyler eksik kalmıştı. Herkes aşkın tanımını kendi içinde tamamlayabilmişti ama tamamladıklarını söyleyebilme gücü bulamamıştı kendinde. Ben bunları düşünürken Abdurrahim Karakoç’un dizeleri çınladı kulaklarımda: Yar deyince kalem elden düşüyor/Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor/Lambada titreyen alev üşüyor/Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban.

5A’nın her bir ilkesi için kendimce uygun bir anlam ifade etmeye çalıştım. Fakat aşk’ın anlamına gelince sizlere sunabileceğim bir ifade bulamadım, bulamıyorum. Adapta olduğu gibi başka kelimelere de boğulamıyorum. Belli belirsiz bir boşlukta kendimle cebelleşiyorum.

Aşk, Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimettir. Etrafımızdakilere duyduğumuz aşk, zamanla bize bu duyguyu verene yönelecektir. Başka aşklarda oyalanıp sonunda O’nun aşkına ulaşmak verdiği nimetin en büyük meyvesi olacaktır. Çok derinlerden dua niteliğinde bir beyit geldi kulaklarıma, Fuzuli yakarıyordu:

Yâ Rab hemîşe lutfunu et reh-nümâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez
sana bana

(Rabbim! Lütfunu benim için daimi bir rehber eyle. Sana ulaşmayan yolu bana asla gösterme!)

Aşkı ararken başkalarına danışmayı istedim yine. Herkeste bir ‘aşk’ var her zaman kendinde olduğunu zannettiği ama hiçbir zaman onda olamayan. Her insanın aşka dair bir tanımı var. Yaşadıklarından ya da yaşayamadıklarından beynine kazıdığı bir ‘aşk’ var. Kapısını çalacağım milyonlarca insan olduğunu fark edince çaresiz kaldım ve umutsuzca kalemi tekrar elime aldım.

Bıraktım başkalarını kendi kapımın önünde aradım durdum. Âşık olunan her ne ise maşukun arkasında olan bir dayanaktır. Ulaşsa da ulaşamasa da hayatındaki birçok şeyi, kim bilir belki de her şeyi, maşuka göre düzene sokmasıdır. Kendini onun için var olduğuna inandırabilmelidir. Aşk, sevgilinin hareketlerinde hatalar bulmak değil, hatalarına bahaneler sıralayabilme çabasıdır, emek vermektir. Emek verilmemiş hiçbir şeyin değeri yoktur. Kimsenin kapısına kulaklarımı dayamadım ama onlar hemen imdadıma yetişiverdiler. Bu sefer de Can Yücel bana hak verircesine fısıldadı:

Sevgi emekmiş/Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak
kadar sevmekmiş.

Her ilkede geçmişle bugün arasında oluşan kopuklukları saymaya çalıştım bir bir. Bu, geçmişe özenti miydi, yoksa yaşadığım zaman diliminden şikâyet miydi? Bilmiyorum. Her şey değişmişti, her şey yozlaşmıştı. Konu ‘aşk’ olunca gözüm korktu bugün ile geçmiş arasındaki mesafeden. Şimdilerde âşık mı olamıyoruz yoksa aşkın anlamını bilmediğimizden kendimizi mi kandırıyoruz? Bir türlü karar veremedim. Kitaplardan okuduğumuz aşk hikâyeleri bir nebze olsun doğruysa şimdi başka bir gezegende yaşıyoruz demektir. İnsanlık maddeye yönelirken yaradılışında bünyesine nakşedilmiş en değerli duygudan sıyrılıverdi. Onu, ideallerini gerçekleştirmek için çıktığı yolda bir engel olarak gördü. Hata yapmaktan korktu. Hatanın adı ‘aşk’ oldu. Nihayetinde herkeste bir kaçış, bir korku oluştu aşka dair.

Aşk, insanın benliğine işlenirken âşık olunana duyulan sevgi göz önünde tutuldu. Ancak sevginin yanında saygının da ruhun derinliklerine işlenmesi gerekir. Saygının kendine yer edinemediği hiçbir yerde huzur ve mutluluk olamaz. Karşıt fikirler oluşur oluşmaz çatışmalara da engel olunamaz. Aşkın asaleti, içinde barındırdığı sevgi ve saygının uyumundan ileri gelir. Şimdilerde annesine, babasına bile saygılı olamayan biz gençler nasıl bir aşktan bahsediyoruz acaba?

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.