Erzurum Haber

Slide Slide Slide Slide

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK
04 Şubat 2013 - 16:45

5A İLKESİ; AKIL, AHLAK, ADALET, ADAP VE AŞK

 

ADAP (4)

Soyutların kafamda daha da soyutlaştığı bazı kavramlarım vardır benim. Kelimeyi duyunca gözümün önüne bir şey gelmeyen, ancak beynimin bütün kıvrımlarında kendine çoktan yer bulmuş bazı kavramlar… 5A ilkelerinin sonuna gelirken rastladım birine. Belliydi bu yolun gidişatından. Her şeyin şimdiye kadar bildiklerimizle uyuşmadığını anlamıştım zaten. Beynimin derinliklerinde bir şeylerin münakaşa içine girdiğini hissettim ansızın. Kalem elimdeyken bir an durmayı yeğledim. Sadece düşündüm ve Mevlânâ Celaleddin-i Rumî’nin kapısına dayadım kulaklarımı. O kadar emindim ki en yakın anlamı kısa sürede bana vereceğine. O, şöyle fısıldadı bana usulca: “Ey insan..! Edep nedir diye arar, sorarsan eğer; bil ki edep, ancak her edepsizin edepsizliğine sabır ve tahammül gösterebilmektir.” Beynimdeki münakaşaları yatıştırır diye düşünürken aklımın daha da karıştığını gördüm. Sabır neydi? Tahammül neydi? Neye göre sabretmek, neye göre tahammül etmek gerekiyordu? Kelimelere boğulmuştum yine…

Kelimeler birer dünyadır. Üzerinde çalışılıp anlamlandırılmışlardır. Bu sefer de Türk Dil Kurumu’nun kapısına dayadım kulaklarımı. Binlerce kelimenin içeride sohbet ettiklerini dinledim. Birdenbire aradığım kelimenin sesini duydum. Hasretini çektiğimi anlamış gibi hemen ses vermişti. Adap: “töre, yol yordam” diye çevresindekilere anlatmaya çalışıyordu kendini. Anlamlandırılınca yine sınırlandırılmıştır kelimeler, uygulamalar, yaşamlar… Yetmezmiş gibi bir de çeşitlendirme yapılmış kafamda zorla oluşturduklarımı parçalarcasına. Devam ediyordu ‘adap’: adab-ı muaşeret, adab-ı münazara, adab-ı umumiye.

Bir edebiyatçı (adayı) olarak tabi ki kelimelerin belirli anlam kalıplarına sokulmasına karşı değilim. Bu kaçınılmaz olduğu kadar gerekli bir uygulama. Fakat duyguların,  davranışların kalıplara sokulması, insanların da kendi ruhlarını kalıplara sokmasına neden oldu. Herkesin kendi kalıplarında sıkışması başka kalıplara geçememesinin nasıl bir mahrumiyet olduğunu gösterdi. Olduğumuz konumdan hiç sıyrılamaz olduk. ‘Ne bir eksik ne bir fazla’ olmak daha yeğlenir vaziyete geldi.

İstediğimi bulamıyordum. Kendimi dinledim bir an. ‘Adap’ ya da tekil anlamıyla ‘edep’ denilince benim aklıma önce ‘zarafet’ geldi. Her zaman birlikte olduğum insanlara sordum. Önemliydi benim için onların ne düşündükleri. Çünkü bildiklerimin hemen hemen hepsini onlardan öğrenmiştim. Kimse açıklayamıyordu ‘güzel ahlak’, ‘kural’,’terbiye’, ‘nezaket’ dışında bir kelimeyle. Veya kimse hepsini birden söyleyemiyordu her zaman boyunlarında asılı duran yanlış yapma korkusu yüzünden.

Daha kavramlaştırma aşamasında çekilen zorluklar uygulama aşamasında daha da içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Beyinlerde oluşan o ‘tek’ kavrama dayanınca o kavramın dışına çıkılmamaya çalışılıyor. Bilinmiyor ki o kavramın dışında daha ne kadar oluşması gereken kavram var.

Zamanın ilerlemesini ve ilerlerken bizlerden alıp götürdüklerini 5A’yı işlerken hep bir ‘bozulma kaynağı’ olarak değerlendirdik. Maalesef aynı şey ‘adap’ için de geçerli bir konumdadır. Bunu yaşlı insanların gençlere bakış açılarına ve değerlendirmelerine bakarak görebiliriz. Yazık ki her şey aynı şekilde devam ederse yıllar sonra bu zamanları da biz arayacağız.

Yazının sonlarına geldikçe ne kadar çok ‘tırnak işareti’ kullandığımı gördüm. Kelimelere indikçe içlerinden benzer ama asla aynı olmayan kelimler çıkıyor. Doğruluğa ulaşana kadar da sonuna geleceğimizi düşünmüyorum. Kelimelerin bizi boğmasına izin vermeden en kısa sürede taşları doğru yerlere yerleştirmemiz gerekiyor. Kelimelerin esiri olmamak insana nasıl bir güven veriyor. İşte bunu anlamak lazım. Önemli olan hep arayışta olmaktır. Dilerim ki bu arayıştan hiçbir zaman vazgeçmeyiz en azından kendimize gelene kadar.

 

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.