Erzurum Haber

Kurban ve Katil…

Kurban ve Katil…
235 Kez
27 Kasım 2012 - 10:50

Kurban ve Katil…

Suç işlemeden sabıkalı olan birini hiç tanıdınız mı? Veya birini öldürmeden katil olan genç bir kızla hiç konuştunuz mu? Bütün bunlar bir yana hiç susamayan birini, ayakları sağlam olup da hiç yürümeyen birini, gözleri gören ama renkleri bilmeyen birini, fark edilmeden sürekli ağlayan, kanaması hiç durmayan ama kan kaybından ölmeyen birini hiç tanıdınız mı? Var olmakla var olamamak arasındaki ince çizginin üzerinde gezinen biriyle hiç tanıştınız mı? Size kanlı bir cinayetten bahseden birileri hiç oldu mu? Cinayete kurban gidenden katilin eşkalini çıkarmaya çalıştığınız oldu mu? Siz hiç katil oldunuz mu? Peki hiç adi bir cinayete kurban gittiğiniz oldu mu?

Anla beni efsanelerin çocuğu, anla beni uykusunda aff dileyen, ayılınca küfür dünyasının kerih dilencisi…Anla ki yalıtılmış odaların esaretinden kurtarasın doksan derece körlüğünü… Mecbursun dilenmeden dik yaşamaya ve mecbur değilsin sürünerek zilletin popülerliğine kölelik yapmaya… Anla beni kulakları aldatan katranla dolu mahpusların çocuğu… Anla ki söylenenleri mevziden çıkıp da göresin, her söylenenden korkup da sinmeyesin.

Sabıkalı bir çağda yaşıyoruz. Sana bulutlardan saray yapıp seni kral ilan edecekler. Sen bulutlara bakarken krallığın var diye, onlar seni bir bulutun zindanında demirciye köle edip on kuruşa verecekler. Onlar her devirde bir Urban icat ederler lakin sen ise Fatih’in eşi benzeri yok sanırsın. Oysa bizim analarımız her devirde bin Fatih doğurur. Sana Napolyon’dan söz ederler coşkulu kelimelerle, sen ise Halid bin Velid’ten söz edemezsin savaşlarını bilmediğin için. Sana taş kestirirler, büyük ustayım sanırsın ve o taşlarla bir kilisenin duvarları yükselir. Sen ateş yakarsın ısınmak için, lakin gözün görmez kullandığın odunlar meyvesini yediğin ağacın dallarıdır. Aff dilersin kusurların olduğunda. Oysa affı Allah’tan dilemediğin için kirli bir dilenci gibi çöplüklerin çocuğu olur ruhun sokaklara düşersin. Evlat büyütmek için bir icadı hoca sayarsın, utanmadan evlatlarını giyotinlere satarsın çok düşük bir karla. Sana yapma dediklerinde anlamayacak kadar sağır kesilir gönlün, söylenenleri yalan sayarsın başı kesik evlatlarını gösterseler bile. Eyvah, eyvah sele kapıldık kurtuluşu yok bu gidişin diye ağlarken bile imanın öyle zayıftır ki sel olmuş götüren suya yalvarır, felaketi onda ararsın.

Şimdi aç gözlerini, aç yüreğinin kirleri kurumuş gönlünün kapılarını, aç dua etmek için yüz yıldır yumduğun yapış yapış avuçlarını, aç içine kavrulmuş kum döktükleri kulaklarının tıkalı deliklerini, aç menzile varan kar yağmış dağlardaki sarp yollarını…Varınca anlayacaksın çünkü gönlünün uzak düştüğü takva kapısını…

Hiddetlenme kardeşim. Dertten yanmaktansa sana dert yanayım istedim. Bir sokağın ortasında çığlık atmaktansa kulağına fısıldamak istedim. Seni ateşe atmaktansa, ateşe atlayıp yangından söz ediyorum.

Varlığını kendi dışındakine hissettirmek için sanal dünyanın kahramanları arasına girmek suretiyle yollar deneyen dumandan direklere kudretsiz bayraklar çeken bir gençlik; hilekarlığı zeka yaptı. Bilinçsizlikle köleleştirdiğimiz gençliği eğitirken azgınlaştırdık. Bilgiye ambardan aşırılan darı muamelesi yaptık, eğitim şart derken hırsızlığı öğrettik gençliğe. Ticarete kurban giden gençlerimizi diri diri yedik, yedirdik. Yüzümüz hiç kızarmadı, örnek olamadık, bir örnek bulamadık, korsan kimlikler ön plana çıktı. Başarı için erdemli davranışları feda ettik genetikleriyle oynattık. Genç adam dünyaya onu umursamayacak kadar uzak kaldı, ihtiyarladı genç yaşta. Genç adama, kendinde başlayıp kendinde biten bir dünya verdik ve o bu günahkar dünyada kendini kaybetti. Kainat her mecrada ve mekanda işlevsel bir denge üzerine yaratılmışken, biz gençlerimizi işlevsiz bir denge üzerinde silikleştirdik bitkisel bir hayatın fotosentezini yapsın diye. Oysa ne onlar fotosentez yapabildi ne de biz onların cesetlerine saldıran sineklerden kaçabildik.

Allah bir gün, belki de bugün bunun hesabını soracaktır. Cinayete kurban gidene de eli kanlı katillere de…

Gece Yolculuğu / Ay doğuyor

 

Kıymetli kardeşim, selam ve hürmetle…

Ay doğuyor tekrardan.

Şehirler  yol kenarlarına, kıyamda bekleyen gönüller göz kenarlarına toplanıyor. Mecrasına akan aydınlık, Veda Tepesinden zihin dünyamızın üzerine doğuyor. Neşr oluyor tüm diplerine kaygının ve karartının. Ay ışığı haşr oluyor meftunların avuçlarında.

Ay doğuyor tekrardan kardeşlerim…

Alemler, efendisine hasret. Gül; kokusuna hasret. Aşk’ın fayları izine hasret. Yaratılmış sözler O’na hasret, imsaklaraff dileyen gözlerine hasret. Hikmet hasret, ümmet hasret kardeşim… Hasretin zatı, O’na hasret. Nağmeler boş çalıyorken O’nsuz, ufuklarda beliren toz bulutu kaymasından korktuğum bu toprakları tutan çınarı heyecanlandırdı kardeşim. Gönüllere yola çıkan yolcu, medinelerimize geliyor ve medineler gönüllerin efendisi ile aydınlanıyor. Her köşede bir münevver doğuyor ay doğarken. Şehirler, münevverleri doğuruyor. Her münevverle gönüllerde şehirler kuruluyor, şehirler kirlerinden arınıyor kardeşim…

Durun ve tekrar düşünün kardeşlerim.

Ay doğuyor yine…

Karanlık bir gecede nasıl ki ay şehrin semasına doğuyorsa… Kaygılı bir geceden nasıl ki dost kaygıdan kurtuluyorsa… Uzun bir bekleyişten nasıl ki özlem vuslatı buluyorsa… Soğuk toprağı nasıl ki güneş bir öpüşle ısıtıyorsa…Keskin günahları nasıl ki bir avuç teslimiyet siliyorsa… Alemler hürmetine nasıl ki yaratılıyorsa… Ay da doğuyor yine gönüllerde kardeşim. Gönüllerin Veda Tepesinden geliyor gül kokusu… Şehrin gönlü şenleniyor, genç adamın gönlünde bir şehir kuruluyor ve gönlüne Ay doğuyor….

Ay doğuyor yine diyorum…

Gözleri karartan gecelerde yaşayan gençliğin medeniyet algısı şehirlerin münevver olması ile başlar.Gençliğin zihin ve gönül dünyası münevver olmadıkça medineler münevver olamaz diyorum. Şehirlerimizi  aydınlatmaya sokak lambaları yetmedi kardeşlerim.  Avutulduk sokak lambalarıyla. Unuttuk mu Efendimizin yolculuğu gönüllere, gönüllerin şehrine ve şehirlerin gönlüne oluyor. Ve ardından Ay doğuyor…

Heyecanım boş yere değil. Durun ve tekrar düşünün kardeşlerim…

Yine Ay doğuyor diyorum…

Ne mutlu ki Süreyya Işığışimdi yüreklere düşüyor.

Genç adam, sen bu şehrin yüreğisin ve senin yüreğindeki şehirde güneş toprağı öpüyor, sema ısınıyor, Esenlik Yıldızı semaya bir ev kuruyor. Ay doğuyor ve şehir bir kez daha aydınlanıyor, Veda Tepesinden gönüllere aydınlık neşr oluyor kardeşlerim…

Ay doğuyor diyorum yine…

Zamanın akışı kirli sulara doğru.Korkuyorum, kaygılıyım. Lakin Ay doğuyor…Rüyasını gördüm her meftunun avuçları bu hazin akışa karşı yüzer gibi dua dua saçılırken şehrin sokaklarına, ay doğdu üzerimize veda tepesinden yine bir kez daha. Esenlik yıldızı ile çocuklar büyüdü, genç adamlar münevver doğdu… Her münevverin doğuşu, bu şehri karanlıktan korudu.Güneş’i toprak çağırdı, toprak güneşle har buldu. Medinelerin sokakları,münevver gençleriyle fer buldu. Boş kalmadı, her gönül kendine bir yar buldu…

Durun ve tekrar düşünün kardeşlerim…

Ay doğuyor ve münevver bir şehir kuruluyor…

Amin…

Sitenin tüm hakları zirve2000.com'a ait olup, izinsiz alıntı yapmak yasaktır.